Category Archives: Eğlence

50.000 $

hunt-blog

Yaşadığınız ülkeye, ilgi alanlarınıza, damak zevklerinize ve keyif aldıklarınıza göre, parayı milyonlarca değişik şekilde kullanabilirsiniz. Haydi gelin 50.000 $’ı örnek alalım. Karnınız acıkırsa 50 bin McDonalds Dollar Menü veya 100 adet Parmigiano-Reggiano peyniri tekerleği veya 20 çok ince jamón ibérico bacağı alabilirsiniz.

Bir araca ihtiyacınız varsa ve masaya 50.000 $ koyabiliyorsanız, 10 adet Ford Ka veya 5 adet Dacia Sandero veya 1 adet Dodge Viper GTS alabilirsiniz. Başınızın üzerinde bir çatıya ihtiyacınız varsa, aynı miktarda para ile, Budapeşte’nin merkezinde 2 adet stüdyo daireniz veya İrlanda’nın şirin bir kasabasında bir eviniz veya Almeria’a iki banyolu lüks bir daireniz olabilir.

Yeni tecrübeler için para harcamanın insanın yüzünü güldürebildiği de söylenir; belki de planınız bu yöndedir. Bu anlaşılır bir durum… Öyleyse, 50.000 $ ile Jules Verne’i aratmayacak şekilde 111 günlük bir dünya turuna çıkabilirsiniz veya tüm ailenizle birlikte Burj Al Arab’daki su altı otelinde beş hafta konaklayabilirsiniz veya… Zimbabve’de adrenalini yükselten bir ava çıkabilirsiniz.

Bu sonuncusu sizin için uygun olmayabilir; ama Minnesota’lı bir diş hekimi olan Walter Palmer için parasını harcamanın mükemmel bir yoluydu. Geçtiğimiz haftalarda, iki erkekle birlikte keyifli vakit geçirmek üzere ava gitti. Bunu yaparak Dünya’da en nefret edilen kişilerden biri olacağını bilmiyordu.

Bu macerasının duyulmasından kısa bir süre sonra, diş hekimi Walter Palmer web sayfasını ve sosyal ağ hesaplarını, binlerce kişinin öfkeli yorumlarına maruz kalmasını takiben kapattı. Binasının dışında protesto gösterileri de düzenlendi. Onunla birlikte ava katılan diğer iki kişi ise, kanunsuz avlanma nedeniyle Zimbabve mahkemesinde yargılandı.

Parasını lüks bir tatilde harcaması için onca imkâna sahip olmasına rağmen, sizce neden avlanmayı seçmiş olabilir? Zevk için avlanmayı kesin olarak yasaklamak mı gerekir, yoksa rahatlamanın meşru bir yolu mudur?

Eski güzel “Klasik Filmler”

citizen-kane-blogSinema, görsel anlatımın en güçlü yöntemlerinden biri. Londra’dan Tokyo’ya, Rio de Janerio’dan Sidney’e, Paris’ten Johannesburg’a dünyanın her tarafında filmler çekiliyor. Ancak mesele filmlere geldiğinde, Kuzey Amerika menşeli filmlerin daha popüler olduğu aşikâr. İster son çıkanlardan, gişe rekorları kıran filmlerden ya da bağımsız, avangart filmlerden bahsedelim; sonuç değişmiyor, Amerikan filmleri her konuda önde.

Geçtiğimiz yıllarda Amerikan film endüstrisi uygulanan teknikler, ele alınan konular ve özel efektler konusunda büyük bir evrim geçirdi. Ama sinematografideki tüm bu gelişmelere rağmen, asla yitip gitmeyecek eski filmler var gibi görünüyor. Tüm bu filmler “Klasik Filmler” olarak da bilinen ayrı bir kategoriye dahil. “Klasik” olarak adlandırılıyor, çünkü sonraki jenerasyonun yapımcılarına ve izleyicilere ilham verdiler ayrıca insanlar onları hala izliyor ve günlük konuşmalarında onlardan alıntı yapıyor. Taxi Driver (Taksi Şoförü) filminden “Bana mı dedin?” veya James Bond’un “Bond, James Bond” veya Rüzgâr Gibi Geçti filminden Rhett Butler’ın Scarlett O’Hara’ya söylediği “İlginçtir, tatlım, hiç umurumda değil” repliği tanıdık geldi mi? Eğer geldiyse, bu, bahsedilen filmlerin zaman içerisinde kazandıkları ünden dolayıdır.

BBC Kültür sayfası, sinema tarihinin en etkileyici filmlerini belirlemek adına tüm dünyadan 62 film eleştirmenine, tüm zamanların en iyi 100 Amerikan Filmini sorduğu bir anket düzenledi. Sonuçlar, bugüne kadar yapılan en iyi Amerikan filminin Orson Welles’in Yurttaş Kane’i olduğunu gösteriyor. İkinci sıra Francis Ford Coppola’nın mafya filmi, Baba’ya ait, üçüncü sırada ise Alfred Hitchcock’un gerilim filmi Vertigo var. Bu üç yönetmenin ilk 100’e giren başka filmleri de var: Orson Welles – Muhteşem Ambersonlar (11. sırada) ve Bitmeyen Balayı (Touch of Evil) (51. sırada), Francis Ford Coppola – Baba 2 (10. sırada), Konuşma (The Conversation) (33. sırada), Kıyamet (Apocalypse Now) (90. sırada) ve Alfred Hitchcock – Sapık (Psycho) (8. sırada), Gizli Teşkilat (North by Northwest) (13. sırada), Marnie (47. sırada), Notorious (68. sırada). Aralarında Hitchcock, Kubrick, Steven Spielberg ve Billy Wilder’ın bulunduğu birkaç yönetmen ilk 100’e 5 filmle girdi.

Şaşırtıcı şekilde, kamuoyu tarafından oldukça beğenilen kimi filmler beklenenin altında sıralamalarda kaldı. Örneğin Rüzgar Gibi Geçti, 97. sırada kaldı, ET: Dünya Dışı 91. sırada kaldı, Thelma ve Louise 81. Forrest Gump ise 74. sıraya yerleşebildi.

Kaçıncı sırada olurlarsa olsunlar, bu filmler kamuoyu hafızasında “klasikler” olarak kalacak her zaman. İnsanlar bu filmleri bugün ne kadar seviyorlarsa yarın da o kadar sevecekler. Peki ya siz? Sizin en sevdiğiniz klasik filmler neler?

Fazlası için buraya tıklayın: http://www.bbc.com/culture/story/20150720-the-100-greatest-american-films

Eurovision: Şarkılar ve politika arasında

eurovision-blog

Eurovision şarkı yarışması bir yarışma olarak başladı, ancak giderek müzik etrafında kurulan bir şova dönüştüğü yolunda bir görüş hâkim. Hedef kitleyi ikna etmek için, artık iyi bir şarkıya, vizyona ve Avrupa kimliğine sahip olmak yetmiyor.  Politika yarışmanın temelini oluşturmaya başladı.

Altmış yıllık geçmişi boyunca, Eurovision yarışmasına Avrupa dışından bazı ülkeler de katıldı, oy kullanan bir takım kesim buna anlam veremese de… Aslında, Eurovision’da yer alabilmenin ana kriteri coğrafya ile ilgili değil; Avrupa Yayın Birliği (European Broadcasting Union) üyesi olmakla ilgili…  Mesela Ermenistan, İsrail, Fas, Gürcistan ve Azerbaycan gibi…

Bu yıl, Eurovision daha uzaklara ulaşan bir köprü oluşturmak adına, “özel konuk” olarak eğlenceyi seven Avustralya’yı ağırladı. Avustralya Avrupa Yayın Birliği üyesi olmadığından, yarışmayı bir Avustralyalının kazanması durumunda 2016 yılındaki yarışmayı Avustralya’nın işbirliği ile bir EBU ülkesinin ağırlamasının şart koşulması nedeniyle Eurovision’un daha da karma bir hal alması meselesi ortaya çıktı.

Her zaman olduğu gibi, dünyanın dört bir yanından müzik meraklılarını, gazetecileri, sanatçıları ve acımasız eleştirmenleri sosyal ağlar ve ikinci perde (second screen) aracılığı ile bir araya getiren renkli bir yarışmaya şahit olduk. Ama coğrafik konumlar, ekonomik ilişkiler ve uluslararası ortam yine inanılmaz büyük bir rol oynadı. Yine…

Rusya, İsveç ve İtalya’nın zirveye taşındığı yarış bir noktaya dek çekişmeliydi. Gecenin en önemli anı, İngiltere’nin Rusya’ya adeta tokat gibi gelen oylarıydı… Ünlü yemek programı sunucusu Nigella Lawson’un 12 puanın İskandinavlara verildiğini ilan etmesini takiben, gecenin geri kalanı bir formalite halini aldı. İsveç, bu yıl Eurovision Şarkı Yarışması’nı, yılın her günü için bir puan alırmışçasına 365 puanla kazandı.

Müziğe geri dönecek olursak, tek kriter müzik olsaydı, sizce hangi ülke kazanırdı?

Yaz tenisi Bonanza

tennis-blog

Dünya çapındaki tenis meraklıları, önümüzdeki iki ay boyunca, dikkatlerini, dört Grand Şilem turnuvasından ikisinin gerçekleştirileceği Avrupa’ya yoğunlaştırdı. Tenis çılgınlığı Roland Garros Stadında French Open ile dün başladı. Haziran ayı sonunda tenis  All England Lawn Tennis ve Croquet Club’de, Wimbledon‘da çim sahalarda oynanacak.

1891 yılında, 124 yıl önce kurulan Roland Garros, Grand Şilem turnuvaları arasında kendisini eşsiz kılan özelliği olarak toprak zeminde oynanan tek Büyük turnuvadır. Paris’te yirmi adet kortta gerçekleştirilen karşılaşmalarla on beş gün süren turnuva ile şımartılıyoruz. En az 256 adet tek oyuncu, 126 adet takım bulunuyor (bu etkileyici listeye junior oyuncular, tekerlekli sandalyeli oyuncular ve efsane oyuncular ekleniyor).

Geçen yılın kazananları (tek oyuncularda İspanyol Rafael Nadal ve Rus Maria Sharapova, Fransız Julien Benneteau, takım erkeklerde Édouard Roger-Vasselin, takım bayanlarda Tayvan’dan Hsieh Su-wei ve Çin’den Peng Shuai, Almanya’dan Anna-Lena Grönefeld ve karma ikililerde Hollanda’dan Jean-Julien Rojer) unvanlarını korumak ve 25 milyon € üzerinde hediyeleri kazanmak için oynayacaklar. Roland Garros’un yeni şampiyonlarına kavuşmasını takiben, Wimbledon Şampiyonası, 25 milyon pound için yarışan oyuncuları ile başlayacak. Wimbledon dört ünlü şampiyonadan en ünlüsüdür ve yalnızca çim zeminde oynanır. Çim kort tenis, anlamına gelen orijinal “lawn tennis” adı buradan gelmektedir.

Wimbledon gelenekleri arasında, yarışmacılar için sıkı bir kıyafet disiplini mevcut. Yalnızca onların beyaz giymesine izin veriliyor. Kortların civarında sponsor reklamları bulunmuyor; onun yerine kremalı çilek yiyen izleyiciler görebilirsiniz. Geleneğe eklenen bir başka ayrıntı da, yeni bir dönem açma girişimi ile 2009 yılında Wimbledon’un ana kortunun açılıp kapanan bir çatı ile kapatılması gerçekleştirilmiş, böylece yağmurlu havalarda oyun süresinden kayıp azaltılmıştır.

Oyunda zaman kaybından bahsetmişken… Bu konuda yazılacak daha çok şey var, ama tenis oynanıyor ve Paris’in toprak kortunda müthiş karşılaşmalar iz bırakıyor. Bize favori Gland Şilem turnuvanızın hangisi olduğunu söyleyin?

Karnavallarda yürüyüş

carnival-blogTüm dünya çapında Karnaval kutlamaları Coşku, kahkaha ve neşe getirirler.

Hristiyanların Büyük Perhiz döneminden önceki kutlamalar olduğu söylenir. İnsanlar, büyük oruç öncesinde eğlenmek için yılın bu zamanını kullanırlar. Artık bu nedenler olabildiğince çeşitlidir.

Dünyadaki en büyük ve en ünlü karnavallar arasında Venedik, Rio de Janeiro, New Orleans (Mardi Gras), veya Meksika (Día de los Muertos -The Day of the Dead) karnavalları bulunur. Hepsinin özgün kutlama şekilleri mevcuttur: Venedik’te, katılımcılar Ortaçağ dönemine ait maskeler ve kostümler giyerler. Rio’da, başlıca eğlence, birçok samba okulundan çılgın dansçıların toplu geçişidir. Mardi Gras, şaşırtıcı kostümlerin giyildiği, sosyal kolej partilerine benzer. Día de los Muertos da, içlerinde ellerinde ölülerin onuruna yakılmış dualı kaplar bulunan maskeli kişilerce kutlanır.

Sadece güzel kostümler söz konusu değildir. İspanya’nın Valencia şehrindeki Tomatina Festival’i (Domates Festivali) Ağustos ayında düzenlenir ve bu festival sırasında katılımcılar sırf eğlence için domates fırlatırlar. Hindistan’da, Bir kutsal Hindu inancı ile başlayan Kutsal Kutsamalar, katılımcılara oyun oynama, avlanma ve kuru pudra boya ile birbirini boyama imkânı verir. Kimileri su tabancası, kimileri ile renkli su dolu balonlarla su savaşı yaparlar.

Tüm renklerden ilham alınan ve karnaval heyecanını getiren Shutterstock, bizi dünyanın farklı yerlerindeki karnavallarına görsel bir yolculuğa davet ediyor. Daha fazlasını okumak ve karnavalların etkileyici fotoğraflarını görmek için buraya tıklayın.

Sosyal Medya takibine geri başlarken

Facebook’a geri döndüğümüzü haber vermekten dolayı mutluyuz!

Sizinle camianın nabzını paylaşmak istiyoruz. Bu nedenle, en yeni haberlerden, bilgilerden ve eğlencelerden haberdar olabileceğiniz, yeni i-Say Facebook sayfası oluşturduk.

Anketlerimize, ödüllere, hayır faaliyetlerine, blog yazılarına… ve en yeni ama sonuncu olmayan, haftanın en popüler sondajına ilişkin bilmeye ihtiyaç duyduğunuz tüm ilgili bilgileri yayınlıyoruz. Öyleyse, sondajlar yayınlamaya devam edin, bunu i-Say Facebook sayfanızdan yapabilirsiniz!

Mağazamızda dahası da var. Yeni i-Say Twitter sayfamız da sizi bekliyor; i-Say’in en yeni bilgiler ve sondajlarından sizi günü gününe haberdar etmeye hazır! Kontrol etmeyi unutmayın!

Facebook ve Twitter’da görüşmek üzere!

fb-twitter

En İyi Yabancı Film @Oscar

21_02_14 3Geçen sene 20 Aralık tarihinde, 86. Akademik Ödülleri için seçilen özel listede dokuz film öğrendik: Kırık Çember (Belçika), Bir Hurdacının Hayatı (Bosna Hersek) The Missing Picture (İki Resim) (Kamboçya), Avcı (Danimarka), İki Hayat (Almanya), The Grandmaster (Hong Kong), The Notebook (Not Defteri) (Macaristan), Muhteşem Güzellik (İtalya) ve Ömer (Filistin). İtalya ve Danimarka ile birlikte aday olarak gösterilen Belçika, İtalya, Danimarka, Kamboçya ve Filistin filmleri ödül alabilecek en beğenilen filmlerdir.

Oscar’larda En İyi Yabancı dilde çekilen film olarak aday gösterildiğinden, İngilizce’den farklı bir dilde çekilmesi gereklidir. ABD filmleri uygun değildir, dil ne olursa olsun, fakat Şapkadan İngilizce çıkarmak aynı zamanda büyük çoğunluktaki İngiliz ve İrlanda menşe-ili filmlerin göz önünde bulundurulmayacağı anlamına gelmektedir.

İngiltere ve İrlanda kaldırılsa dahi, dokuz filmden altısı (özel listedeki) ve beş filmden üçü (adaylar olarak) Avrupa’dandır. Ve bu trendi doğru bir şekilde izler. En iyi Yabancı Dil filmlerinin en çok kazananları ile birlikte, dokuz Avrupa ülkesi en iyi 10’u oluşturur, İtalya 13 kazanan ve Fransa 12 kazanan ile sırayı takip eder. Eğer adaylara bakarsanız, durum aynalanmıştır. En iyi 10’daki dokuz ülke Avrupa’dandır. Fransa 36 film ile sıranın başındadır, İtalya ise 28 film ile ikinci sıradadır. İspanya ve İsveç 19 ve 14 film  ile sıralamada yerini almaktadır. Ve bu durum Avrupa sinemasının mükemmel bir gösterimidir!

Sesinizi duymayı seviyoruz! Genellikle Avrupa filmlerini mi izliyorsunuz veya Hollywood filmlerini mi tercih ediyorsunuz? Bu yılki en iyi Yabancı Dildeki filminiz hangisi ve 2013 yılındai diğer hangi Avrupa filmlerini önerirsiniz?

Kimi destekliyorsunuz?

04_02_14 Who are you cheering forKış faaliyetleri, Yaz Olimpiyatları’nın ilk defa düzenlenmesinin üzerinden 28 yıl geçtikten sonra, 1924 yılında Fransa’nın Chamonix kentinde başladı. Orijinal sporlar, Alp disiplini, kros kayağı, artistik buz pateni, buz hokeyi, Kuzey kombinasyonu, kayakla atlama ve hız pateniydi. Çoğu altın madalyayı Norveç ve Finlandiya kazandı. Her biri dört tane altın madalya kazanırken, Norveç on yedi madalya ile en çok madalya kazanan ülke oldu. Finlandiya on bir madalya ile ikinci olurken, Avusturya ve İsviçre üçer madalya kazandı. Bu faaliyetlere on dört Avrupa ülkesi, Amerika ve Kanada ile birlikte toplamda on altı ülke katıldı.

Doksan yıl sonra, seksen sekiz ulustan katılan atletler, Pekin’de 2008 yılında düzenlenen Yaz Olimpiyatları’ndan 5 milyar Euro daha pahalı şekilde 38 milyar Euro’ya mal olarak tarihteki en pahalı Olimpiyat olan bu etkinliğe Sochi’de katıldılar. Bunun yanı sıra, organizatörler bu Olimpiyatlar’ın diğer Kış Oyunları’ndan daha yüksek olarak doksan sekiz altın madalya ve üçü kadın/erkek karışık ve beşi yalnızca kadın olmak üzere ilk defa oynanacak on iki yeni etkinlikle şimdiye kadar hatırlanan en büyük Olimpiyat olmasını umuyor.

BBC’nin verdiği altı yüz elli saatten az olmamak üzere yayın sözü ve Panasonic’in 4K kayıt ve yayın yapılabilmesi için yarış alanlarına ve Olimpik aktivitelere temin edeceği AV ekipmanı ile televizyon yayını için de yeni bir dönüm noktasına ulaşılacak

Spor kısmına dönüş yaparsak, yalnızca her biri için bir altın madalya kazanmak adına on altı gün hokey ve on dört gün curling yarışmaları düzenlenirken; Alp disiplinli kayak, biatlon, kros kayağı, kısa parkurda hızlı patinaj ve Kuzey kombine oyunlarında yarışmaların her gününde altın madalya görebileceğiz.

Tüm bunları göz önünde bulundurursanız, bu yılki Kış Olimpiyatları’nda sizin en çok ilginizi çeken ne? Artistik patinajda hünerlerini gösterenler mi? Modern Icarusların kayakla atlamadaki heyecan verici uçuşları mı? Yoksa buz hokeyindeki takım çalışması mı? Ve en önemlisi… Siz kimi destekliyorsunuz?

Sochi Kış Olimpiyatları fotoğraf akışı.

Güz bunalımları

sadgirlHer yıl aynı hikaye. 31 Ağustos bitti mi, küçük bir bunalım sinsice kaplar beynimi. Okul ile olan kişisel kavgamı uzun zaman önce bitirmeme rağmen, hala aynı şekilde düşünüyorum.

Bir ergen olarak o günlerde eğlencelerimin ve özgürlüğümün görünmeyen bir güç tarafından alındığını hissederdim. Bununla birlikte hiç ilgimi çekmeyen ve hiç bitmeyen derslere devam etmeye ve de ev ödevlerimi yapmaya zorlanıyordum. Okulun tek iyi tarafı, bazılarını yaz boyu hiç göremediğim sınıf arkadaşlarımla buluşmaktı. Ve tabiî ki unutulmayan yaz maceralarını anlatmak ve biraz da kiminki daha iyi geçmiş yarışına girmek.  Neyse ki yaşadığım şehirden uzaklaşıp koleje ve tatlı özgürlüğe merhaba diyerek aile kontrolüne güle güle dediğimde bu Eylül sendromu da görkemli bir şekilde sonlandı.

Ancak, geçen bunca zamanın ardından beni bir lise öğrencisi gibi hissettiren bu duygunun neden tekrar ortaya çıktığını açıklayamıyorum. Tanı kılavuzuna bakarsanız, mevsimsel değişikliklerden etkilenen bir rahatsızlığım var gibi görünüyor, fakat sadece bu olmamalı. Sanırım sonbahar aylarında bunalıma giriyorum ya da hala lisedeki anılarımı özlüyorum. Daha da önemlisi böyle düşünen sadece ben değilim.

Ofisimizde yaptığım kişisel bir ankete göre, anketime cevap verenlerin %43,57’si aynen benim hissettiklerimi hissediyor. Tabiî ki bu çalışma tüm geçerli yöntemler kullanılarak yapılmadı. Dolayısıyla, anketimi desteklemek amacıyla aşağıdaki soruya cevap vermenizi rica ediyorum: Hangi Eylül sendromlarını yaşıyorsunuz?

Kitap ve film karşılaştırması

1Orada bir savaş var. Birçok insan bunu göz ardı ediyor ve her şeyin yolunda olduğunu söylüyor, çünkü çok korkuyorlar. Zaman zaman, ölenlerin listesi güncelleniyor ve herkes bunu görmek için bilgisayarına koşuyor. Bazıları hemen ağlamaya başlarken diğerleri ise Hollywood’un uzun süre olmasa da en sevdikleri kitabı tek başına bırakma kararı almasından dolayı neşeliler…

Evet, işlerin nasıl işlediğini gösterirken mübalağa yapıldığını kabul ediyorum, fakat bir film adaptasyonu ile ilgili yeni bir kitap geldiğinde, iki tür reaksiyon oluşturmaktadır: nefret ve çılgınca sevme. Burada gri alan yok.

Bu sebeple bu fenomen hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak istiyoruz. İyi bir kitap adaptasyonu oluşturmak için bir reçete var mı, böylece herkes bu kitabı sevsin yada bu imkansız mı? Kişisel görüşüme göre, en önemli olan konu genel klişelere önem vermemektir. “Mutlu son” senaryosunu göz ardı etmediği sürece direktörün farklı bir bakışı olup olmadığına ve hikayeye farklı bir yön verip vermediğine dikkat etmiyorum.

Bu durum için iyi bir örnek “Sisfilmidir, film direktörü ve yazar, Stephen King, son derece hüzünlü bir son hazırlamıştır. Kasvetli biri olduğumu düşünebilirsiniz, fakat yukarıda da açıkladığım üzere benim gerçek sorunum, daha fazla izleyici toplayabilmek için hikayenin gidişatını değiştirmeleridir. Tabiki, iş açısından bakıldığında üreticiler ve direktör daha fazla kalabalıkları çekmek isteyecek, bu da hikayenin aslını değiştirmelerine sebep olacaktır.

Bu durumda yine sonuç olarak bu sadece benim firik. Kitaptan sahnelere uyarlanan yapımlarda DÜŞÜNCELERİNİ almak istiyoruz (e-posta, blog veya Facebook üzerinden).