Category Archives: Eğlence

Yeni Milenyum Çocukları Tatiller İçin Çalışıyor: Nesil farkını göz ardı etmeyin

shutterstock_290127728Yeni Milenyum Çocukları ya da Y Jenerasyonu, 1980’lerin başından 2000’lerin başına kadar doğmuş olan genç nesle verilen isimdir. Siz bu kuşaktan biri değilseniz de, mutlaka etrafınızda tanıdığınız biri – bu yaşlarda çocuğunuz, komşularınız, arkadaş ya da akrabalarınızdan biri bu kuşaktandır. Emekliliği için para biriktiren daha önceki neslin aksine, yeni milenyum çocukları gelecekleri için para biriktirmektense, kazandıklarını tatillerde harcayan ateşli tüketicilerdir.

Facebook tarafından açıklanan bir araştırmada yeni milenyum çocuklarının çoğu için finansal başarı, borcu olmamak anlamına geliyor. Katılımcıların %20’lik kısmı ev sahibi olmayı maddi başarı olarak görürken, %10’luk bir kısım ise emekli olabilmeyi maddi başarı göstergesi olarak kabul ediyor.

Yeni milenyum çocukları, finansal açıdan olumsuz tahminlere rağmen çok kuvvetli bir tüketici profili çiziyorlar. Paralarını kısa vadeli hedefler için biriktiriyorlar; mesela tatiller ve keyifli uğraşlar için… Bu şekilde “hayatı kabul edilebilir ve eğlenceli bir şekilde yaşamayı” hedefliyorlar. Aynı zamanda geçmiş nesillerin aksine daha az maddiyatçılar. Bir ev ya da araba sahip olmak yeni milenyum çocukları için şart değil, ancak teknolojiye sıkı sıkıya bağlılar ve en son teknoloji ürünlerine sahip olmak istiyorlar, indirim ve özel fırsatlardan faydalanmayı seviyorlar ve sürekli eski cihazları yenileriyle değiştirme arzusundalar. 

Milenyum çocuklarının gerçeküstü beklentileri olduğu ve marka bağlılıklarının olmadığı söyleniyor. Para ve güç isterler, ancak bunun için de pek bir şey yapmazlar. Böyle tezat düşünce ve hareket nasıl açıklanabilir? Açıklama toplumun ve ekonominin nasıl işlediğinde gizli. Günümüzdeki emeklilik sistemi bir kişinin bir işi uzun süreler yaparak emekli olduğu zamanlara dayanıyor. Ancak günümüzde kişiler sık iş değişikliği yapıyor ve ücretlendirme değişiyor. Bu nedenle izlenecek istikrarlı bir yol da olmadığı için, milenyum nesli, emeklilikten çok tatilleri düşünüyor. İyi kazanan bir milenyum kuşağının açıkladığı gibi: “Londra’da bir ev alabilecek kadar para biriktirmek imkânsız, bu nedenle paramı Dünya’yı dolaşmaya harcıyorum”.

Sizce milenyum kuşağının bu davranışı içinde yaşadığımız toplumun gerektirdiği bir şey mi? Siz ne düşünüyorsunuz?

Daha fazlasını buradan okuyabilirsiniz: http://www.ft.com/intl/cms/s/2/94e97eee-ce9a-11e5-831d-09f7778e7377.html#axzz40RPP27pB

En Sağlıklı Sporlar Hangileridir?

social_media_img_blog

Herkes formda kalmanızı, sağlıklı beslenmenizi ve çok fazla hareket etmenizi söyler. Her spor sağlıklıdır, ama birini seçerken sadece en sağlıklı olanın hangisi olduğunu değil, yapılacak çalışmada ne gibi riskler bulunduğunu ve nasıl bir form düzeyine ulaşılabileceğini de dikkate almalısınız.

İşte en sağlıklı olduğu kabul edilen 3 sporun kısa bir incelemesi:

  1. Kaya Tırmanışı

Kaya tırmanışı, kısa enerji patlamaları ile hareket etmenizi gerektirir ve bunun ardından uzun süreli dinlenme molaları verirsiniz. Sürekli olarak kasları esnetmekle ve kasmak arasında gidip gelirsiniz. Bu sporun sonuçları ve avantajları oldukça etkileyicidir, çünkü saatte yaklaşık 800 kalori yakılır ve kaslar, ağırlık kaldıran insanlarda olduğu gibi şişmez. Ayrıca, bu sporun depresyonla mücadeleye yardımcı olduğu ve kronik hastalıkları önlediği görülmüştür.

  1. Kürek Çekmek

Gücünüzü ve direncinizi arttırmak mı istiyorsunuz? O zaman kürek çekmek iyi bir seçenek! Ve bu sporda suya düşmenin dışında hiçbir tehlike bulunmamaktadır. Ayrıca, spor salonundaki kürek çekme makinelerinden birini kullanarak suya düşme riskini de ortadan kaldırabilirsiniz. Bu makineler yağsız kas oluştururlar ve bir tüm vücut egzersizi sağlarlar. En harika kalori yakan sporlardan biri olmasının yanı sıra fiziksel yeterlilik de sağlar. Vücudunuz tam kapasite ile kullanılır ve kasların tümü esnetilir.

  1. Squash

Sağlık şampiyonu, bir trend haline gelen, bağımlılık yaratan ve esneme sağlayan squash’tır! Sürekli olarak bir duvara toslama, topun veya diğer oyuncuların raketlerinin darbelerine maruz kalma olasılığı bulunduğundan dolayı yüksek bir risk faktörü teşkil etse de çok yüksek miktarda kalori yakmanıza (saatte 1.000 kaloriden fazla) yardımcı olur. Squash oyuncuları daha esnek ve hızlı olurlar, daha güçlü bir alt vücuda sahip olurlar ve genel olarak sağlıklı olurlar.

Artık hangi sporların en sağlıklı olduğunu biliyorsunuz. Bunlardan hangilerini yapmak istediğinizi veya hali hazırda yaptığınızı bizimle paylaşır mısınız?

Yeni Yıl, Yeni Niyetler

tw_342020543Her Yeni Yıl yeni hikâyeler, projeler ve en önemlisi de YENİ LİSTELER ile gelir. Geçen yıldaki başarılarımızın, yapma fırsatı bulamadığımız şeylerin ve yeni yıldaki hedeflerimizin listelerini yaparız. Gelecek yıldan herkesin bir beklentisi var – bazıları aşkı bulmayı, bazıları terfi olmak için yoğun çalışmayı, bazıları da düzgün bir vücuda sahip olmak için gereken her şeyi yapmak ister.

YouGov survey’e göre 2015’teki en büyük niyet kilo ve sağlık ile ilgiliydi. Kilo vermek, daha fit bir vücuda sahip olmak ve sağlıklı yiyecekler yemek görüşülen insanların %63’ü için birinci öncelik iken, arkadaşlarla ve aile ile daha fazla görüşmek %14 ve dengeli bir iş-yaşam dengesi kurmak %12’lik bir kesim için önemliydi. Bazı niyetler gerçek oldu, bazıları olmadı, ama 2016 bize tekrar deneme şansı sunacak.

İnsanlar bu umut hissine ezelden beri sahiptirler. Babilliler yeni yılın başında ödünç aldıkları eşyaları geri getireceklerine ve borçlarını ödeyeceklerine söz vermişlerdir, Romalılar ise Ocak ayına tanrı Janus’a (bu ayın koruyucusudur) adak adayarak başlamışlardır. Tabi sosyal, kültürel veya teknolojik yapıya göre niyetler zaman içinde değişebilir. Bugünlerde bazı niyetler mobil uygulamalar geliştirmekle veya yeni moda trendleri yaratmakla ilgilidir. Hiç şüphe yok ki, böyle şeyler geçmişte söz konusu olamazdı.

Doğru sebepler için, baskı veya endişe duymadan niyetlerde bulunmamız gerektiğini unutmamamız gerekiyor. Hem fiziksel hem de psikolojik olarak başarabileceğimiz hedefler belirlememiz önemlidir. Bir ay içinde Çince öğrenmeye çalışmak ne gerçekçi ne de mümkündür.

2016’daki amacınızı bulun ve sizi mutlu eden şeyleri yapmayı unutmayın! Buraya tıklayarak Disney’den ilham alabilirsiniz. Peki, 2016 için sizin niyetiniz nedir?

Tatil Filmleri

stay-at-home-blog

Tık, Tık! Eminim ki hepiniz orada kimin olduğunu biliyorsunuz! Evet, doğru bildiniz! Bu, tatil ruhu!

Kış tatilleri, geldi çattı, bu da sevdiklerinizle birlikte sıcak vakitler geçirme, sıcak çikolata içme, çok fazla yemek yeme ve tatil filmleri izleme vakti demek. Neyse ki her yıl vizyona giren yeni filmler bizlere hem görsel bir şölen yaşatıyor hem de içimizdeki çocuğu canlı tutuyor.  Bunlardan bazıları çok güzel, ancak bir kısmı… O kadar da iç açıcı değil.

Size 3 film önerimiz olacak. Filmlerimizi pek çok film içerisinden eleştirmenlerin vermiş oldukları oylara ve yapılan olumlu yorumlara dayanarak seçtik.

İşte bizim seçimlerimiz, sondan başa doğru sıraladık:

No3. Noel Gecesi Kâbusu

1982 yılında Tim Burton tarafından yazılmış bir şiirden esinlenilerek çekilen Noel Gecesi Kâbusu, Halloween Kentinde yaşayan Jack Skellington’un hikâyesini anlatır. Skellington, Christmas Kentine giden kapıyı açar ve tatilin anlamını öğrenmeye karar verir ancak her şey kontrolden çıkar. Hem büyüklere hem de çocuklara hitap eden bu filmi Cadılar Bayramı’nda da izleyebilirsiniz. Film sizi, tuhaf yaratıkların animasyon dünyasının içine çekecek ve kalbiniz büyülü Danny Elfman film müziği ile atacak.

No2. Evde Tek Başına 1

Küçük bir çocuğu evde tek başına bırakmanın ne kadar tehlikeli bir şey olduğunu herkes tahmin edebilir. Seyircinin beklentilerini iyi bilen Jon Hughes (senarist), bu nokta üzerine gider ve çocuklarından birini oldukça büyük; bir dolu abur cubur ve yetişkin filmleriyle dolu olan evlerinde unutan bir aileyi işler. Çocuğun, iki hırsızın evlerini soymayı planladıklarını fark etmesiyle eğlence başlar. 25 yıl önce çekilmiş olmasına rağmen bütün bir aileyi televizyonun karşısında birleştiren ve her seferinde kendini izlettirmeyi başaran Evde Tek Başına 1, eğlenceli olmanın çok daha ötesinde kült bir film olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.

No1. Şahane Hayat

Frank Capra’nın en iyi filmi olarak değerlendirilen Şahane Hayat, kapalı gişe yapmış bir film değildi. Ancak yetmişli yıllarda izleyicinin dikkatini çekmiş ve klasikler arasındaki yerini almıştır. Aynı yıllarda piyasadaki kopyaları da tamamen tükenmiştir. Televizyonun hızla yayılmasıyla birlikte film izleyiciyle daha çok buluşur (kış tatilleri boyunca neredeyse 24 saat boyunca yayımlanmıştır). Film, kış tatilinde çıkmaza giren ve intihar etmeyi düşünen iş adamı George Bailey’i konu alır. Ancak Bailey, Clarence isimli bir melek tarafından durdurulur. Clarence, Bailey’e eğer o doğmamış olsaydı dünyanın nasıl bir yer olabileceği ile ilgili bir görüntü izletir. Büyük bir ustalıkla yönetilmiş olan filmde oyunculuklar da şüphesiz olağanüstü. Şahane Hayat, klasikler arasında yerini almış, kesinlikle izlemeniz gereken hayat dolu bir film.

Şimdiye kadar çekilmiş pek çok tatil filmden sadece üç tanesini sizlere sunduk. Görüşleriniz bizler için çok önemli. Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

İnsanları fedakârlığa iten şey sizce nedir?

super-heart-blog

Kendimize ve hayata farklı bir gözle bakmamıza neden olacak, bize ilham veren insanlar etrafımızda her zaman var olacaklardır. Siz de insanlara söz ya da hareketlerinizle ilham olabilirsiniz. Nepal’de deprem sırasında bir yetimhaneden 55 çocuğu kurtaran ve onlara korunak yapan genci hatırlıyorsunuz. Onun bu hareketi de işte bu kategoriye – bize ilham veren hareketlere- girmektedir.

Dünyanın her köşesinde başkaları için fedakârlık yapanlar var. Gerçek, basit fedakârlıklardan bahsediyorum. Onları sıralamaya, derecelendirmeye kalkışmadan; belli bir grupla, yaşla, ya da cinsiyetle ilişkilendirmeden. Bu bazılarına haksızlık gibi gelebilir: “Ülkesi için hayatını feda eden bir askerle, çocuğu yiyebilsin diye bir portakal yemekten vazgeçen adamın durumu aynı şey değil.” diyebilirsiniz. Tamamen de haklısınız böyle düşünmekle. Evet, aynı şey değiller. Ama aynı motivasyon yakıtıyla beslenmekteler: insani duygular. Gerçek insani tutkular, hayatınız pahasına, yanan o binaya başkalarının hayatını kurtarmak üzere girmeniz için sizin içinizdeki duyguları ateşlerler. Kalbinizdeki çılgın aşk sabah herkesten 20 dakika önce kalkarak sevdiğinize kahvaltı ya da öğle yemeği için sandviç hazırlamanızı sağlar. Kendinizi başkasının yerine koymanız ve dayanışma duygusudur, kendiniz için hazırladığınız sandviçi sokakta hiç tanımadığınız, ihtiyacı olan birisine vermenizi sağlayan. Endişe ve sevgidir, en yakın hastaneye gidip kanınızı vererek başkalarının ameliyattan ya da yaralanmalardan sağ çıkmalarını sağlayan.

İnsanlar yaptıkları bu fedakârlıklar hakkında da konuşmayı pek sevmezler. Çünkü bu bazılarına kendini övme olarak gelip en basitinden size Facebook arkadaşlığından çıkarmalarına neden olabilir. Şimdi biraz farklı açıdan bakalım. SİZ ve SİZİN KENDİ fedakârlıklarınızdan bahsetmeyelim. Başkalarından bahsedelim, size etkileyen ve bir şeyler üzerinizdeki algınızı değiştiren fedakâr insanlardan. Bu herhangi biri olabilir. Bir gitar almak için para biriktiren, sonunda da bu parayı hiç tanımadığı bir çocuk için oyuncak alma amacıyla kullanan biri, ya da size yağmurlu bir gün kendi şemsiyesini verip kendi korumasız bir şekilde yağmur altında yürüyen bir meslektaş. Herhangi biri.

Sizce insanları fedakârlığa ve kahramanca davranışlara sevk eden nedir? Bu kişiler enerjilerini hangi yakıttan alıyor ve biz bu yakıtı hangi yakıt istasyonundan temin edebiliriz?

Ev hanımı anneler için 3 tüyo

stay-at-home-blog

Bazı anneler hayatlarının birkaç ay ya da yılını, kendi küçük versiyonları biraz büyüyüp ana karttan devrelerini ayırabilecek hale gelene kadar askıya alırlar. Bu bazen beraberinde hayal kırıklığı hatta depresyon yaratabilir, etraflarındaki kontrolü kaybediyormuş hissi, toplulukta, arkadaş çevrelerinde ve sosyal gruplarda eski pozisyonlarını geri alamayacakları endişesi onları bu düşünceye sürükler. Bazı günler ev hanımı anneler günlerce dışarı çıkmaz ve hiç bir erişkinle bağlantı kurmaz. Bu durum KK (Kaybetme Korkusu – FOMO (Fear Of Missing Out) olarak adlandırılan durumun tohumlarını zihne yaydığını gösterir. Bu durum hatta bazen, tekrar kendi ayakları üzerinde duramayacakları kadar kötü hale de gelebilir.

Ancak bu şeyler illa sizin (ya da yakın çevrenizin) başına gelecek diye bir kural yok! Depresyonu arka kapıdan tekmeleyip postalayın; kazanım, eğlence ve başarıyı ön kapıdan tekrar buyur edin.

İlk olarak banyo ve makyaja yeterli zaman ayırın; bu size temiz, tazelenmiş ve güne hazır hissetmenizi sağlayacaktır.

İkinci olarak televizyonu fazla seyretmeyi bırakın. Televizyondan kazanacağınız çok az şey var. Zaman kaybı ve beyin yıkamaktan başka bir şey değil. Alternatif olarak bu zamanı yeni yetenekler kazanmak için kullanabilir, bir kitap okuyabilir ya da internetten ilginç makale ya da yazılar okuyabilirsiniz. Yürüyüş yapabilir, bebeğinize kitap okuyabilirsiniz. I-Say sayfalarından anketler doldurabilir, parka gidebilir, anne olmanın ne demek olduğu ile ilgili blog kurabilir, bir arkadaş ya da akrabayı ziyaret edebilirsiniz ve liste böyle uzayıp gidebilir…

Üçüncü olarak, her gün için bir plan yapın. Dilerseniz kendinize bir takvim hazırlayın. Anneler için takvim, günlerini organize ederek, eğlenceli aktivitelere katılırken işlerin de bir taraftan yürümesini sağlar.

Eğer kendinizi kötü hissetmeye başlarsanız, aynı şeyleri tekrar etmekten hemen vazgeçin. Strateji değişkenliktir! Zaman zaman günlük planlarınızda değişiklik yapın. Birçok ortam size diğer annelerle birliktelik kurabileceğiniz fiziki ve sanal fırsatlar sunacaktır ve bunlar da size yeni fikirler verecektir.

Sadece bu üç büyük şey ile başlıyoruz, ama yaratıcılığınızın önünde durmamıza izin vermeyin. Bize ya da diğer annelere görüşlerinizi ve deneyimlerinizi bildirin. Günlük eğlenceleriniz dışında, günün boyunca yüzünüzdeki gülümsemenin gün sonunda da devamını ne sağlar ki?

Oynamaya devam edin, mini anketler oluşturun

children-q-blog

Zamanın bize yaptığımız birçok şey gibi, eskiden yapmakta olduğumuz birçok şeyi de unutturduğu söylenir. Yıllar geçtikçe, değişiyoruz, gelişiyoruz, büyüyoruz ve yetişkin olmamızı takiben, genellikle geçmişimizdeki önemli bir şeyi kaybediyoruz: Oyun oynayabilmek.

Oynamak çocuğun evreninin merkezidir, yaşamlarının ilk aşamasının keyfine varmaları, aynı zamanda dünyayı keşfetmeleri için bir araçtır. Her insanın hayatının ilk birkaç yılı, keşfe ayrılmış bir dönemdir. Sizinle ve sizin etrafınızda gerçekleşen her şeye hakim olmanız tek hedefinizdir. Peki, çocuklar dünyayı nasıl keşfederler? Bunu en öğrenmenin en emin yolu, bunu onlara sormak…

Littlewoods anneler için çocuklarıyla evde sıradan bir günü ele aldı ve bir anneye genellikle her 2 dakika 36 saniyede bir olmak üzere, günde toplam 288 soru yöneltildiğini keşfetti! Saat başı aldıkları soru sayısı bir ilkokul öğretmeninkinden (19) veya hekim ve hemşirelerinkinden (18) daha fazla.

4 yaşlarındaki kızlar daha meraklılar; günde 390 gibi çok yüksek sayıda soru yöneltebiliyorlar. Soruların büyük bir bölümü yemek sırasında yöneltiliyor (11). Diğer yandan, küçük yaştaki çocukların %82’si öncelikle annelerine yöneliyorlar, %24’ü bir talepleri olduğunda öncelikle annelerine yönelmelerini, babalarının annelerine sormalarını söylemeleri ile açıklıyorlar. En çok kafa yorucu sorular arasında, “Su neden ıslak?”, “Gökyüzü nerede sonlanıyor?” veya “Gölge neden yapılıyor?” bulunuyor.

Çocukken sahip olduğumuz yaşama sevincini, oyun oynama ve çevremizdeki dünyayı keşfetme arzumuzu, sorular sorma iştahımızı tüm yaşamımız boyunca sürdürebilsek güzel olmaz mıydı? İşte, i-Say çocuklara özgün merakınızı sürdürebileceğiniz ideal bir yer. Geçtiğimiz ay 702 adet mini anket oluşturuldu, 5492 adet yorum yapıldı ve 90676 adet oy kullanıldı. Bu da üyelerimizin içlerindeki çocukluk meraklılığını muhafaza ettiklerini kanıtlıyor!

Öyleyse yapacaklar listelerinizi, projelerinizi işlerinizi biraz unutun, topluluğumuzu ziyaret edin, bir mini anket oluşturun veya bir yorum yapın, oluşturulmuş mini anketler için oy kullanın! Keyifli vakit geçireceğinizden emin olabilirsiniz; kim bilir neler keşfedeceksiniz!

Küçük lokmalar mı yoksa bütün pasta mı? Seri izleme hakkında bir görüş

bingee-blogEn sevdiğiniz dizinin yayınlanması için bütün bir haftayı sabırsızlıkla beklediğiniz zamanları hatırlıyor musunuz? Hani, eğer dijital video kaydediciniz yoksa o diziyi izlemek için belirli bir zamanda evde olmanız gereken zamanları? İşte o günler geçmişte kaldı. Artık tüm bir sezonun DVDsini alabiliyor veya seç-izle hizmetleri vasıtasıyla beğendiğiniz dizileri talep edebiliyorsunuz. Netflix, Hulu, Amazon, iTunes ve diğer daha küçük, yerel firmalar ihtiyaçlarınızı karşılamak için hazırlar.

Artık, House of Cards dizisindeki Frank ve Claire ile geçireceğiniz üç günlük maraton sonunda devlete karşı daha şüpheci yaklaşabilir veya The Simpsons ile geçen bir hafta sonu ertesinde tamamen sarıya dönebilirsiniz. Hiç böyle veya benzeri şekilde hissettiniz mi? O zaman siz de bir seri izleyicisisiniz.

Seri izleme (binge watching) tanımı, izlenen dizinin uzunluğu, art arda gelen bölüm sayısı, tür, vb. pek çok etmeni dikkate aldığından yoğun bir tartışmanın konusu olmuştur. Oxford Sözlükleri ve Dictionary.com benzer tanımlar önerirken daha çok hiç kalkmadan kısa bir süre içerisinde bir dizinin pek çok bölümünü art arda izleme eylemine odaklanırlar.

Netflix ise Amerika’da yapılan bir çalışma sonrasında tanım için daha farklı bir kelime dizisi seçmiş ve seri izlemenin tek oturuşta en az iki bölüm izleme anlamına geldiğinde karar kılarak toplumsal istatistiklere göre “ölçülü bir davranış”ta bir seansın 2,3 bölümden oluştuğunu bildirmiştir.

Netflix “House of Cards” dizisinin hepsini tek seferde yayınladığında, bazı insanlar buna doyamamış, farelerinin imleci çıldırarak Usain Bolt’tan daha hızlı koşup Oynat’a tıklamış ve lezzetli “göze idareli” uyuşturucu ile beslenmişlerdir. Doğruca en son bölüme gitmemek için kendi kendileri ile bir iç savaş, bir mücadele içine girmişlerdir. Bazıları bir veya iki bölümün tadına baktıktan sonra başından kalkamamış tüm pastayı yemek zorunda hissetmişlerdir. Bu maceranın sonunda, kişi, üzüntü, heyecan ve tedirginlik hissederek karışık duyguların öznesi olabilir.

Eğlence amaçlı dizi izlemeye yönelik insan davranışı konusu bilimsel bir açıdan incelenmeye başlandı. Austin’deki Texas Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından yapılan bir çalışma seri izlemenin artık “zararsız bir bağımlılık” olarak ele alınmaması ve insanların televizyonun önüne uzun saatler boyunca yerleşmeden önce bir kez daha düşünmeleri gerektiğini belirtiyor. Araştırmacılar, fiziksel yorgunluk, obezite gibi sorunlar ve diğer sağlık sorunları ile seri izleme arasında bir bağlantı buldular. Bu alışkanlığın içinde sıkışıp kalmış, işini gücünü ve insanlarla ilişkilerini ihmal eden, günden güne daha yalnız ve üzgün hale gelen seri izleyicilerin olduğu durumlar belirlemeleri araştırmacıları harekete geçirmiştir. Bir bölüm daha izlememeleri gerektiğini bilmelerine rağmen bu isteğe karşı koymakta zorluk çekmektedirler.

Ama sizi yanlış değerlendirmeme izin vermeyin. Tanımlanan hangi davranış size en uygunu? Eski usul düzenli dizi takip edenlerden mi yoksa ateşli bir seri izleyici misiniz?

“İndirim” Efsanesi ve Kadınlar

shopping-blogBir zamanlar, insanlar paralarını yiyecek, barınak ve kendilerini sıcak tutmak amacıyla kıyafetler için harcayarak mutlu bir şekilde yaşıyorlardı. Kendi aletlerini yapıyor ve ayakkabılarını tamir ediyorlardı. Günler yavaş ve huzurlu bir şekilde geçiyordu, ta ki bir gün, Tüketimciliğin cesur şövalyeleri gelene ve dünyayı ele geçirene kadar. İşte o zaman “satın alma çağı” diyebileceğimiz yeni bir çağ başladı ve yeni alışkanlıklar oluşmaya başladı. Bunlardan biri “indirim” adını aldı ve yılda iki kez – bazen dört kez veya daha fazla gerçekleşmeye başladı. Bu alışkanlık, kıyafet almaya adanan özel bir ritüele sahipti ve katılımcılar çoğunlukla kadındı.

Kadınlar bu ritüelin aktif katılımcıları olduklarını kanıtladılar ve “kış indirimleri” ve “yaz indirimleri” sırasında – ve tabii ki arada yapılan diğer “indirimler” de giderek daha fazla kıyafet almaya başladılar. Bazıları kendilerini neyin bu eyleme yönlendirdiğini sorgulamaya başladı ve böylece cevaplar aramaya başladılar. Çok sayıda sebep buldular ve bunlar bazı soruları ortaya çıkardı. Ve “neden kıyafet satın alınır” konulu felsefi tartışma başladı. İlgili başlıklardan bazıları:

  • 1. Sebep: Para tasarrufu yapmak için indirim sırasında kıyafet alıyoruz.1. Soru: Ama pek çok ürüne, hatta ihtiyacınız olmayan veya hiçbir zaman giymeyeceğiniz ürünlere para harcarken nasıl para tasarrufu yapabilirsiniz?
  • 2. Sebep: Kıyafet satın alıyoruz, çünkü modaya ayak uydurmak istiyoruz.2. Soru: Bu, sizin moda endüstrisini beslemekten başka bir şey yapmadığınız anlamına gelmiyor mu?
  • 3. Sebep: Kıyafet satın alıyoruz, çünkü bu eğlenceli ve rahatlatıcı. – 3. Soru: Yoga yapmaya başlamak veya birkaç arkadaşla beraber bir şeyler yapmak daha eğlenceli ve rahatlatıcı olmaz mı?

Şüphe duygusu yayılmaya başladı. Her geçen gün daha fazla kadın indirimler sırasındaki davranışlarının doğasını sorgulamaya başladı. Ancak, “indirim” şöleni bugün de devam ediyor. Fakat sorular hala geçerliliğini sürdürüyor. Kıyafet satın almaya ihtiyacımız var mı? İhtiyacımız olmayan şeyleri satın almaya ihtiyacımız var mı? Bunu neden yapıyoruz?

Vejetaryenler et yiyenlerle karşılaştığında

food-blog

Ortada bir savaş var ve siz bunu biliyorsunuz! Kim daha sağlıklı? Yeşil ile beslenenler mi yoksa et tutkunları mı?

Dünyada yeşil ile beslenen %5’lik nüfusun, sağlık açısından et ile beslenenlere göre daha iyi yaptıklarına inanılır. Bu yeni bir tartışma değil; iki tarafın savunucuları birbirlerine kendi inandıklarını kabul ettirmeye çalışıyorlar. Her iki tutumun da eksileri ve artıları mevcut; tarafınızı seçmeden önce bu artı ve eksileri dikkate alabilirsiniz.

Örneğin, vücudun ihtiyacı olan proteinin üçte ikisi et, balık, yumurta ve sütlü besinlerden alınır. Ancak, tahıl ürünlerinde, fındıkta ve bakliyatta da protein bulunur ve vejetaryenler için bu bir opsiyondur. Vücudumuzun proteine ihtiyacı var! Bağışıklık sistemimizi korur ve kas kütlesini yapılandırır. Bazı beslenme uzmanları her yemekte protein almaya ihtiyacımız olduğunu söylemekte, abartıya kaçılmaması tavsiye edilmektedir. İhtiyacımızın üzerinde yeme eğilimi gösteriyoruz ve bu hem vücudumuz hem de ruhumuz için iyi değil. Aşırı yüksek protein alımı, böbrek yetmezliği ve osteoporoz ile ilişkilendirilmiştir.

Hayvansal gıdalardan alınan demir, bitkisel gıdalardan alınan demirden daha kolay emilir. Zira bitkisel kaynakların içeriğinde bulunan çeşitli maddeler demire bağlanarak, emilimini azaltabilmektedir. Ancak, umutsuzluğa düşmeyin vejetaryenler! Tahılın yanında bir bardak meyve suyu içtiğinizde, demir emilimi sağlanacaktır. Çünkü, meyve ve sebzede bulunan C Vitamini daha kolay emilebilir bir asidik ortam oluşmasını teşvik eder.

Ayrıca, mademki konu vitaminlerden açıldı; C Vitamini, E Vitamini ve beta-karoten içinde bulunan anti-oksidanlar, erken yaşlanmaya ve hastalıklara neden olabilen, – yüksek – reaktif özellikli moleküller olan serbest radikallerin vücudu zayıf düşürme olasılığını azaltır.

Vücudunuz başka vitaminlere de ihtiyaç duyar: B12 Vitamini, kırmızı kan hücrelerinin ve sinir liflerinin oluşumu açısından hayati önem taşır. İnsan vücudu yeterli miktarda kırmızı kan hücresi üretmezse, bu anemi olarak bilinen demir eksikliğine yol açabilir. Bu vitamin, et, balık, yumurta ve sütte bulunur; bu durum sabit fikirli vejetaryenlerin işini zorlaştırmaktadır. Onlar için birileri maya özleri, soya sütleri, vejetaryen hamburgerleri, margarinler ve içine yapay yolla B12 Vitamini ilave edilmiş kahvaltılık özel tahıllar keşfetti.

Ayrıca veganlar daha az doymuş yağ ve daha fazla doymamış yağ tüketme eğilimindedirler. Doymuş yağlar, et, süt ürünleri ve ekmek üzerine sürülen süt ürünlerinde, doymamış yağlar ise zeytinyağı, fıstık yağı ve Ayçiçek yağı gibi ürünlerde bulunur. Bu çok iyi bir şeydir; kandaki kolesterol artışından ve kalp rahatsızlıklarından kaçınılmasına, temel yağ asitlerinin emilimi karşısındaki engellerin önüne geçilmesine yardımcı olur Buna bir parça da balık tüketimi eklenirse, neredeyse mükemmel bir beslenme dengesini yakalarsınız. Balıkta bulunan omega-3 yağ asitleri, kan sağlığına katkıda bulunur ve pıhtılaşma ile mücadele eder.

Vejetaryenler genellikle, yüksek tansiyon, birçok kanser türleri, kalp hastalıkları, diyabet ve obetize görülmesi açısından daha düşük risk altındadırlar; çünkü bu beslenme tarzı yağ açısından daha fakir ve lif açısından daha zengindir.

Besinler söz konusu olduğunda aşırı uç düşünceleri benimsemeyin ve beslenmenizin yanı sıra, spor, alkol ve sigara kullanmamak gibi sağlıklı alışkanlıklar edinin. Vejetaryenler bu konuda öndeler; zira bu kötü alışkanlıklardan kaçınma eğilimindeler. Bütün bunlardan akılda tutulabilecek faydalı bir bilgi; dengeli beslenme formda kalmanızı sağlar, vücudunuzun sağlıklı ve dinç olma şansını artırır.

Ne düşünüyorsunuz?