Category Archives: Anketler

En Sağlıklı Sporlar Hangileridir?

social_media_img_blog

Herkes formda kalmanızı, sağlıklı beslenmenizi ve çok fazla hareket etmenizi söyler. Her spor sağlıklıdır, ama birini seçerken sadece en sağlıklı olanın hangisi olduğunu değil, yapılacak çalışmada ne gibi riskler bulunduğunu ve nasıl bir form düzeyine ulaşılabileceğini de dikkate almalısınız.

İşte en sağlıklı olduğu kabul edilen 3 sporun kısa bir incelemesi:

  1. Kaya Tırmanışı

Kaya tırmanışı, kısa enerji patlamaları ile hareket etmenizi gerektirir ve bunun ardından uzun süreli dinlenme molaları verirsiniz. Sürekli olarak kasları esnetmekle ve kasmak arasında gidip gelirsiniz. Bu sporun sonuçları ve avantajları oldukça etkileyicidir, çünkü saatte yaklaşık 800 kalori yakılır ve kaslar, ağırlık kaldıran insanlarda olduğu gibi şişmez. Ayrıca, bu sporun depresyonla mücadeleye yardımcı olduğu ve kronik hastalıkları önlediği görülmüştür.

  1. Kürek Çekmek

Gücünüzü ve direncinizi arttırmak mı istiyorsunuz? O zaman kürek çekmek iyi bir seçenek! Ve bu sporda suya düşmenin dışında hiçbir tehlike bulunmamaktadır. Ayrıca, spor salonundaki kürek çekme makinelerinden birini kullanarak suya düşme riskini de ortadan kaldırabilirsiniz. Bu makineler yağsız kas oluştururlar ve bir tüm vücut egzersizi sağlarlar. En harika kalori yakan sporlardan biri olmasının yanı sıra fiziksel yeterlilik de sağlar. Vücudunuz tam kapasite ile kullanılır ve kasların tümü esnetilir.

  1. Squash

Sağlık şampiyonu, bir trend haline gelen, bağımlılık yaratan ve esneme sağlayan squash’tır! Sürekli olarak bir duvara toslama, topun veya diğer oyuncuların raketlerinin darbelerine maruz kalma olasılığı bulunduğundan dolayı yüksek bir risk faktörü teşkil etse de çok yüksek miktarda kalori yakmanıza (saatte 1.000 kaloriden fazla) yardımcı olur. Squash oyuncuları daha esnek ve hızlı olurlar, daha güçlü bir alt vücuda sahip olurlar ve genel olarak sağlıklı olurlar.

Artık hangi sporların en sağlıklı olduğunu biliyorsunuz. Bunlardan hangilerini yapmak istediğinizi veya hali hazırda yaptığınızı bizimle paylaşır mısınız?

Dünyanın Gözünden Küresel Isınma

tw_233777593Son yıllarda şahit olduğumuz sıcaklık değerlerine baktığımızda yazların daha sıcak ve kışların daha hafif geçtiğini kolayca görebiliyoruz. Bu, ulusal bir sorun değil ve yasalarla veya hükümet ile çözülemez. Yakınımızdaki ülkelerde ve hatta uzaklardaki kıtalarda bile yaşanıyor. Dünyayı etkilediği için buna küresel ısınma diyoruz ve bu hepimizi etkiliyor.

İnsanlar bunun bir bakıma olumlu bir şey olduğunu düşünebilir – ne de olsa kış mevsiminde daha az palto ve kazak giyiyoruz ve uzun yaz mevsiminde denize girmek için daha fazla zamana sahibiz. Ancak, Kutuplardaki buzulların eridiğini veya dünyanın farklı yerlerindeki insanları etkileyen fırtına veya tsunami gibi doğal olmayan meteorolojik olayları düşündüğümüzde endişeler ortaya çıkmaya başlıyor.

Dünya genelindeki insanların fikirlerini öğrenmeyi amaçlayan Ipsos, iklim değişiklikleri ve küresel ısınma hakkındaki genel görüşleri almak ve tespit etmek için 24 ülkede* bir anket yaptı. Sonuç olarak insanların yaşanılan etkinin farkında oldukları ortaya çıktı. Sonuçlara göre dünya genelindeki insanların %82’si iklim değişikliğini büyük bir tehdit olarak görüyor. Buna karşın, sonuçlar her yerde aynı değil. Örneğin, Kuzey Amerika’da insanların sadece 10’da 4’ü (%39) iklim değişikliğini ciddi bir sorun olarak görürken, Güney Amerika’da bu oran 5’te 4’e (%83) yükseliyor.

Belirgin bir sıcaklık artışı olup olmadığına ilişkin soru yöneltildiğinde insanların onda yedisi (%70), dünyadaki ortalama sıcaklığın kesinlikle yükseldiğini onaylıyorlar. Karbon salınımını on yıl içinde azaltma olasılığı sorulduğunda görüşülen kişilerin %59’u petrol ve gaz kullanımının neredeyse tamamen sonlandırılmasının mümkün ve uygulanabilir olduğu fikrine katılmazken, en iyimser kişiler Japonya (%79), Rusya (%78), Macaristan (%78), Polonya (%74) ve Suudi Arabistan’dan (%73) çıktı.

İklim değişikliği ve küresel ısınma hepimizi etkileyen iki sorundur. Bunları kontrol altına almak istiyoruz, peki bunu yapabilir miyiz? Küresel ısınmayı nasıl azaltabiliriz?

Bu konuda daha fazlası için buraya tıklayın.

 

*Bu çalışmaya katılan ülkeler: Arjantin, Avustralya, Belçika, Brezilya, Kanada, Çin, Fransa, Büyük Britanya, Almanya, Macaristan, Hindistan, İsrail, İtalya, Japonya, Meksika, Polonya, Rusya, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Güney Kore, İspanya, İsveç, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri.

Bir Mutluluk Hikâyesi

TW_283915598Bir zamanlar çok çok uzaklardaki bir adada yaşayan bir balıkçı vardı. Bir gün, deniz kenarında tatil yapan bir iş adamı ile tanıştı. Konuşmaya başladılar ve iş adamı, balıkçıya adada vaktini nasıl geçirdiğini sordu. Balıkçı şöyle cevap Verdi:

“Sabahları balık tutmaya gidiyorum. Sonra eve geri dönüyorum ve ailemle öyle yemeği yiyorum, çocuklarımla oynuyorum ve akşam olunca arkadaşlarımla buluşuyorum. Birlikte gülüyor, içiyor ve şarkı söylüyoruz…”

“Peki bunu her gün mü yapıyorsun?” diye sordu iş adamı.

“Evet”, dedi balıkçı.

İş adamı aldığı cevabın şaşkınlığıyla sordu:

“Peki daha fazla balık tutmaya başlasan?”

“Neden”, diye sordu balıkçı.

“O zaman balıklarını satıp modern bir tekne satın alabilirsin.”

“Ve sonra?”

“Daha da fazla balık tutabilirsin; daha fazla satış yapıp kendi işletmeni kurabilirsin.”

“Ve sonra?”

“Para kazanmaya başlarsın, bir şirket kurarsın, büyük bir şehre taşınırsın, kendine büyük bir ev satın alırsın ve işinin başında durursun.”

“Ve sonra?”

“Ondan sonra zamanını kendini mutlu etmeye ayırırsın, bir adada ev satın alırsın, dinlenirsin, çocuklarınla oynar ve arkadaşlarınla zaman geçirirsin.”

“Ama ben bunlara zaten sahibim”, dedi balıkçı. “Zaten bulunduğum yere gelmek için neden bunca zahmete katlanayım?”

Bu, iş adamının kendi hayatını sorgulamasına neden oldu. Para kazanmayı seçmekle doğru olanı mı yapmıştı? Basit bir hayat yaşamak, arkadaşlarla ve aileyle daha fazla zaman geçirmek daha iyi olmaz mıydı? İçini bir ızdırap duygusu sardı: Acaba bir gün kendini şişkin bir banka hesabı ile büyük bir evde yalnız mı bulacaktı?

Yaşlılık döneminde mutluluğun insanlar için ne anlam ifade ettiğini bulmak amacıyla Ipsos MORI tarafından Centre for Ageing Better (Daha İyi Şekilde Yaşlanma Merkezi) adına yapılan yeni bir çalışma, hareketli bir sosyal yaşama sahip olmanın iyi bir hayat için en az para ve sağlık kadar önemli olduğunu ortaya koydu. 50 ve üstü yaşlardaki insanlar, yaşlılık dönemimizin kalitesini belirleyen sağlık, maddi rahatlık ve sosyal ilişkiler unsurları arasında güçlü bir bağlantı olduğunu ortaya çıkardılar. Eğer arkadaşlarınız varsa bazı sağlık ve maddi sorunlarınız olsa bile mutlu ve anlamlı bir yaşlılık dönemi geçirebilirsiniz.

Bu nedenle, unutmayalım: Sonsuza kadar yaşamayacağız, sonsuza kadar genç de kalmayacağız. BUGÜNÜ yaşayın, yarın kazanacağınız paranın derdine düşmeyin. Peki ya siz? Hayatta sizin için en önemli şey ne?

Anketin devamını buradan okuyun: https://www.ipsos-mori.com/researchpublications/researcharchive/3666/Money-alone-does-not-lead-to-a-better-later-life.aspx

Dayanışmanın dijital halleri

solidarity-blog

Dünyamız saldırı altında. Üzerinde yaşayan bir takım insanların terör eylemleri yüzünden içten içe kendini yiyor. Cilt rengi ya da konuştuğu dil fark etmiyor, bu insanlar tarafından her gün hayata karşı suç işleniyor. Tek fark bunların hepsinin medya temsilcileri tarafından tamamen ifşa edilmemeleri, gerçek zamanlı haberdar olamamamız.

Paris saldırıya uğradığı zaman tüm Avrupa sarsıldı. Herkes korku halinde ne olduğunu anlamaya çalışıyordu, Fransa’nın başkentinde farklı yerlerde patlamalar oluyor, insanlar rehin alınıyordu.

Şehirdeki saldırıları takiben Facebook hemen kendi güvenlik kontrol web sitesini Paris’teki insanlar için devreye soktu. Dört milyondan daha fazla insanın kullandığı, tanıdıkların ve aile bireylerinin güvende olduğunu bildiren bir araç sunuyordu, firmaya göre 360 milyon civarında kullanıcı da tanıdıkların ve yakınlarının güvende olduğuna dair mesaj aldı. Ancak bu davranış,  Orta Doğu’daki bombalama ve rehin alınma durumlarına benzer yaklaşımda bulunulmaması nedeniyle eleştirildi.

Güvenlik kontrolü, kişilerin kendileri ve başkalarının güvende olduğunu belirtmelerine olanak sağlıyor. Daha önceden doğal felaketlerde kullanılmak üzere Facebook tarafından aktive edilmişti. Ancak Paris saldırısından sonra firma sadece doğal değil, bundan sonra “insan eliyle olan felaketlerde” de aktive edilmesine karar verildiğini açıkladı.

Ancak bazıları ısrarla bu fikre karşı çıkarak Facebook’u çifte standartla suçladılar çünkü daha 1 gün önce ISIS tarafında Lübnan’da gerçekleştirilen bir saldırıda aynı özellik sunulmadı. LunaPics web sitesi de insanları dünyadaki herhangi bir ülkeyi destekleme gösterisi olarak, profil resimlerini değiştirmeye çağırdı.

All Flags Profile Photo Converter” isimli site de kullanıcılarına ISIS tarafından saldırılan ülkeleri desteklerini göstermeleri için profil fotoğraflarına bu ülkelerin bayraklarını (şu ana kadar 17) ekleme imkânı sundu.

İnternet üzerinden desteğimizi, ilgimizi ve paylaşımımızı göstermemiz haricinde (evet, ISIS bağlantılı web siteleri ve sosyal medya hesapları Anonymus tarafından hacklendi), gerçek dünyada gerçek şeyler de yapılabilir. Fiziki aktiviteler ile, zarar gören yerlerin tekrar yapımına destek olup, benzeri felaketler sırasında ve sonrasında ihtiyacı olanlara sığınacakları bir çatı sağlayarak kurbanlar ve yakınlarına destek olunabilir.

Birlik olun. Bayrakları göz ardı etmeyin, ancak dijital desteğin de ötesine geçin, güçlü kalın. Gerçekten de “güvende işareti” uygulaması çok faydalı ve daha geniş kitlelerde kullanımı çok faydalı olacaktır. Dayanışma farklı şekil ve büyüklüklerde gelebilir. Size kalan orada olmak, anı yaşamak ve doğru olanı yapmak için içgüdülerinize güvenmek.

Başka ne tür destek önerileriniz olur?

Yeni GDO domatesi: Sağlıklı besin kaynağı

gm-food-blog

Teknolojinin gelişmesi ve küreselleşme bizleri temel ihtiyaçlara ulaşamama kısıtlılığından kurtardı. Günümüzde artık, yiyeceklere geniş üretim imkânlarıyla her yerde ulaşabiliyoruz. Marketlerden, süpermarketlerden hatta İnternet üzerinden sipariş verip evimizin kapısından teslim alacağımız kadar rahat ulaşım imkânımız var.

Yenecek bir adet lokmamız olup olmadığı konusundan, hangi yiyeceğin bize daha faydalı olduğu konusunu tartışır hale geldiğimiz bir Dünya’da yaşıyoruz.

Örneğin, geçtiğimiz günlerde Avrupa Birliği tarafından onaylanmış genetiği ile oynanmış organizmaların satışı ve gıda şeklinde kullanım ve tüketimi hakkındaki kanun AB Parlamentosu tarafından ezici çoğunlukla reddedildi. Bu karar hem GDO taraftarları hem de karşıtları tarafından, AB vatandaşlarının çoğunluğunun GDO’lu gıdalar hakkında olumsuz görüşlerinin söz konusu yasa önerisi ile yansıtılmaması nedeniyle alkışlarla karşılandı.

GDO’lu gıdalar hakkındaki yasalar ve yönetmelikler henüz net/mükemmel/tamamlanmış olmasa bile bilim bu konuda çalışmalarına ve buluşlarına devam ediyor. Birleşik Krallıktaki bir grup araştırmacı sağlık üzerinde olumlu etkileri olan maddeleri yüksek oranda içeren bir domates türü geliştirdiler, bu maddeler arasında flavanoller ve anthosiyaninler bulunuyor. Bu domates çeşidinin bir adedinde 50 şişe kırmızı şarabın içerdiği oranda resveratrol, 2.5 kilo tofunun içerdiği oranda genistein bulunmakta!

Bitkilerin, daha çok faydalı içerik üretecek şekilde kabiliyetlerinin olması genetik mühendisliğiyle değiştirilmiş gıdalar hakkındaki görüşünüzü değiştirir miydi? Sizce GDO’lu gıdalar yasaklanmalı mı yoksa bırakalım araştırmacılar çalışmalarına devam etsin mi?

Çocuklar ve Ebeveynlerin Yatak Saati Savaşı

kid-blogÇocuk sahibi olmak her zaman kolay bir iş değildir. Bazı özel anlar vardır ki büyüklerin süper güçlerini kullanmaları gerekir. Gece gelip de uyku saati gelip çocukların yatağa yollanmaları gereken zamanlar da bu anlardandır. Ancak sorun şu ki, eğer onlar yorgun ve uykulu değillerse nasıl uyutulacaklar? İşte bu yatak savaşlarının başladığı andır.

Netflix adına Ipsos Public Affairs tarafından 7 ülkede düzenlenen bir çalışma gösteriyor, çocukları uyutmanın hiç de kolay bir iş olmadığını gösteriyor. Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Fransa, Kanada, Avustralya, Brezilya ve Meksika’da yaşayan ebeveynlere sorulduğunda, yatağa yatırılıp uykuya dalma sürecinin ortalama 17.5 dakika olduğu görüldü. Çalışmaya katılanlar arasında 12.3 dakika ile en kısa sürede çocuklarını Fransız anne-babaların uyuttuğu izlendi. Fransızlar, aynı zamanda çocuklarının genelde aynı saatte yatağa gittiğini söylediler- haftada 5.1 gece. Meksikalı aileler (4.9), Birleşik Krallık’takiler (4.8) ve Kanada’lı aileler (4.8) sırayla Fransız aileleri takip etmekteler.

Çocukların yatış saatlerini sürekli geciktirmek için ortaya sürdükleri bahane ve yaratıcı taktikler ise işin ne kadar komik ve zor olduğunu ortaya koymakta. 10 aileden 6’sı (görüşülen ebeveynlerin %61’i) bunu onaylıyor. Araştırmaya katılan tüm ülkelerden ebeveynler, çocukların kendilerini kandırmalarına izin veriyorlar, ancak bu durum özellikle Brezilyalı ailelerde (%52) ve Amerikalı ailelerde (%49) daha sık izleniyor.

En sık kullanılan taktik ise “sadece 5 dakika daha”, bu pazarlık %42 ile ilk sırada yer alıyor. “Çoook susamışlık ya da acıkmışlık” ise %41 ile ikinci sırada yer alırken, görüşülen ebeveynlerin %33’ü çocuklarının kendilerini pohpohladığını (Seni seviyorum anne/baba), %31’i ise çocuklarının oyalanmak için salyangoz hızında hareket ettiklerini söylemekteler.

Görüşülen anne-babaların çoğunluğu ise 5 dakikalık bir televizyon seyretme izninin, yatış sürecini daha kolay hale getirdiğini söylemekteler. Çocukları yatağa yollamanın aileler tarafından bulunabilen tek ilacı bu mu? Böyle bir durumda siz ne yapıyorsunuz?

Daha fazlasını okumak için: http://ipsos-na.com/news-polls/pressrelease.aspx?id=7045

Rugby oyuncuları Dünya Kupası’na katılmak için uyruk değişikliği yapıyorlar

rugby-2-blog

Twickenham, Londra’ da geçtiğimiz cumartesi günü 2015 Rugby Dünya Kupası şampiyonu kupasını aldı. Bu sırada Yeni Zelanda’da insanlar bu durumun kutlamasını yapmaktaydı. Şimdi son derece ilginç olan bu olaya bir göz atalım.

Americas Rugby News tarafından hazırlanan bir istatistik çalışmasının sonucuna göre, oyunculardan 135 tanesi temsil ettiği ülkelerde doğmamış. Bu, turnuvaya katılan oyuncuların %20’inden fazlasına karşılık geliyor.

Dört yıl önce, önceki Dünya Kupası’nda sadece üç ülkenin – Romanya, Gürcistan, Arjantin – kendi sınırları içinde doğmamış hiçbir oyuncusu yoktu 2015 yılında ise sadece Güney Amerika temsilcisi mevcut durumunu korumayı başardı, 31 oyuncusunun hepsi yerli oyucuydu.

Turnuvaya sadece 20 ülke katılmayı başarırken, 3 yıl ülkede ikamet kuralı nedeniyle, oyuncuları ile 33 ülke temsil edilmiş oluyordu aslında. Örneğin Zimbabve, katılamayan ülkeler arasında 4 ülke ile en fazla ülkeye oyuncu veren ülke konumundaydı. Samoa ise dışarıdan en fazla oyuncu alan ülkeydi. Toplam 13 oyuncunun hepsi Yeni Zelanda doğumluydu ve anne ve babadan en az birinin Samoa’dan olma şartına göre takıma girmişlerdi.

Avrupa ülkeleri de bu değiş tokuşa katıldılar. Galler ve İskoçya’nın her birinin, 11 oyuncusu ülke sınırlarının dışındanken, İspanya ve Belçika’nın da başka ulusları temsil eden sporcuları mevcut.

Dünya’nın nasıl değiştiğine bir bakın… Küreselleşmenin günlük rutinlerimizi nasıl değiştirmekte olduğuna, uluslararası insan sayısının nasıl da hızla arttığına bir bakın… Sizce spor nasıl bir gelişme kaydedecek? İlerde Dünya Kupaları devam edecek mi, yoksa sadece kulüp bazlı yarışmalara mı tanıklık edeceğiz?

21. yüzyıl kadınının zorlukları

office-women-blog21. yüzyıl kadını, iyi bir işe, iyi bir aileye ve genel olarak tatmin edici bir hayata sahiptir. Böyle derler. Ama bu kadar basit mi? Ipsos MORI tarafından Thomson Reuters Foundation için gerçekleştirilen bir ankette, G20* ülkelerindeki kadınlara, işyerlerindeki en büyük zorlukların ne olduğu soruldu. Katılımcılar ABD ve Kanada’da 18-64 ve diğer ülkelerde 16-64 yaş aralığındaydı. Anket sonuçlarına göre, kadınların işyerlerinde karşılaştıkları en büyük üç zorluk şunlar oldu:

  • İş-yaşam dengesi

Bu, ankete katılan kadınların büyük çoğunluğu için geçerli bir konu. Birçok kadın kariyer ve aile arasında dengeyi sağlamayı zor buluyor. Yine de, genç kadınların gelecekleri hakkında yaşlılara göre daha iyimser oldukları gözlemlendi. Çoğu, çocuk sahibi olmanın kariyerlerini etkilemediği görüşünde. Bu görüş, Brezilya, Güney Afrika, Türkiye, Endonezya ve Hindistan’da ankete katılanların büyük çoğunluğu tarafından paylaşılıyor.

  • Erkeklerle eşit maaş ve aynı kariyer olanaklarına sahip olma

Küresel olarak, kadınlar, aynı işi yapan erkeklere göre daha az kazanıyor. Ve bu durum, ne tür bir işe sahip olduklarına bağlı değil. Yeni, Jennifer Lawrence örneğini ele alalım. En çok kazanan Hollywood aktrisi olmasına rağmen, erkek yıldızlar kadar kazanmıyor. Bu duruma ilişkin olarak, aktris, Lena Dunham ve Girls‘ün yapımcısı Jenny Konner’ın bülteni Lenny‘de, 13 Ekim tarihinde bir makale yayınladı.

  • İş arkadaşları tarafından taciz edilme

Ankete katılan kadınların neredeyse üçte biri, işyerinde taciz edildiğini belirtti. Bu durumun yüzdesi, ülkeden ülkeye değişirken, en fazla etkilenenlerin Türk kadınları olduğu anlaşıldı.

Belirgin zorluklara bakış, değişik kültürel çevrelere bağlı olarak değişim gösteriyor. Örneğin, Birleşik Krallık ve Fransa’da kadınlar daha çok işyerindeki eşitsizlik nedeniyle endişeliyken, Türkiye ve Hindistan’dakiler diğer konulara dikkat çekiyor.

Sizin ülkenizde karşılaştığınız zorluklar neler? 

*Not: G20 ülkeleri, Almanya, Arjantin, Avustralya, Birleşik Devletler, Birleşik Krallık, Brezilya, Çin, Endonezya, Güney Afrika, Hindistan, İtalya, Japonya, Kanada, Kore Cumhuriyeti, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan, Türkiye ve Avrupa Birliği’dir.

Ev hanımı anneler için 3 tüyo

stay-at-home-blog

Bazı anneler hayatlarının birkaç ay ya da yılını, kendi küçük versiyonları biraz büyüyüp ana karttan devrelerini ayırabilecek hale gelene kadar askıya alırlar. Bu bazen beraberinde hayal kırıklığı hatta depresyon yaratabilir, etraflarındaki kontrolü kaybediyormuş hissi, toplulukta, arkadaş çevrelerinde ve sosyal gruplarda eski pozisyonlarını geri alamayacakları endişesi onları bu düşünceye sürükler. Bazı günler ev hanımı anneler günlerce dışarı çıkmaz ve hiç bir erişkinle bağlantı kurmaz. Bu durum KK (Kaybetme Korkusu – FOMO (Fear Of Missing Out) olarak adlandırılan durumun tohumlarını zihne yaydığını gösterir. Bu durum hatta bazen, tekrar kendi ayakları üzerinde duramayacakları kadar kötü hale de gelebilir.

Ancak bu şeyler illa sizin (ya da yakın çevrenizin) başına gelecek diye bir kural yok! Depresyonu arka kapıdan tekmeleyip postalayın; kazanım, eğlence ve başarıyı ön kapıdan tekrar buyur edin.

İlk olarak banyo ve makyaja yeterli zaman ayırın; bu size temiz, tazelenmiş ve güne hazır hissetmenizi sağlayacaktır.

İkinci olarak televizyonu fazla seyretmeyi bırakın. Televizyondan kazanacağınız çok az şey var. Zaman kaybı ve beyin yıkamaktan başka bir şey değil. Alternatif olarak bu zamanı yeni yetenekler kazanmak için kullanabilir, bir kitap okuyabilir ya da internetten ilginç makale ya da yazılar okuyabilirsiniz. Yürüyüş yapabilir, bebeğinize kitap okuyabilirsiniz. I-Say sayfalarından anketler doldurabilir, parka gidebilir, anne olmanın ne demek olduğu ile ilgili blog kurabilir, bir arkadaş ya da akrabayı ziyaret edebilirsiniz ve liste böyle uzayıp gidebilir…

Üçüncü olarak, her gün için bir plan yapın. Dilerseniz kendinize bir takvim hazırlayın. Anneler için takvim, günlerini organize ederek, eğlenceli aktivitelere katılırken işlerin de bir taraftan yürümesini sağlar.

Eğer kendinizi kötü hissetmeye başlarsanız, aynı şeyleri tekrar etmekten hemen vazgeçin. Strateji değişkenliktir! Zaman zaman günlük planlarınızda değişiklik yapın. Birçok ortam size diğer annelerle birliktelik kurabileceğiniz fiziki ve sanal fırsatlar sunacaktır ve bunlar da size yeni fikirler verecektir.

Sadece bu üç büyük şey ile başlıyoruz, ama yaratıcılığınızın önünde durmamıza izin vermeyin. Bize ya da diğer annelere görüşlerinizi ve deneyimlerinizi bildirin. Günlük eğlenceleriniz dışında, günün boyunca yüzünüzdeki gülümsemenin gün sonunda da devamını ne sağlar ki?

Bu yaz şirketiniz sizi tatile gönderdi mi?

Blog_Tw

Çarşamba günü, sonbahar resmi olarak başlıyor, sonbahar ekinoksu ve yazın sonu… Yani çocuklar için okula, gençler için üniversiteye dönme, bizler için de tatile son verip, işe başlama zamanı, öyle değil mi?

Ama tatilin sona ermesi demek, tatile çıkmış biri için geçerlidir… Pekâlâ, örneğin ABD’de, durum böyle değil. Bir Google Tüketici Anketi, Amerikalıların %41,3’lük bir bölümünün 2014 yılında tatile çıkmadığını ortaya koydu. Tek bir gün bile!

Adeta bir sürpriz olabilir; ancak hükümet bu konuda bir şeyler yapabilir. Ülkelere göre ücretli izin günleri listesine baktığımızda, Kuveyt’in 30 tatil günü ve 13 resmi tatil günü olmak üzere 43 gün ile başı çektiğini görüyoruz. Avrupa’da ise 25 + 13 ile Avusturya lider durumda. Onu, her biri 30 üzerinde tatil gününe sahip olan Malta, İzlanda, Slovakya, Finlandiya, Danimarka, Hırvatistan, Polonya, İtalya, Romanya, Rusya, Portekiz, Belçika ve Almanya izliyor.

Bu durumun tam karşı ucunda ise, resmi düzenlemelere tabii herhangi bir asgari tatil hakkının bulunmadığı, işverenlerin %98’nin çalışanlarına en az bir bölümü ücretli olarak izin verdiği ABD bulunuyor… Amerikalıların %56’lık bir bölümü geçtiğimiz yıl tatile çıkmadı. Bu, önceki yıla göre 10 milyon daha bir insan sayısına denk geliyor.

Yapılan araştırmalar, tatil yapmayan kişiler ve kalp rahatsızlıkları arasında güçlü bir bağlantı olduğunu, sağlık sorunlarının fiziksel gerilime uzun süreli olarak maruz kalmaya bağlı olarak meydana çıktığını ortaya koydu. Bedenimiz gibi ruhumuz da risk altında; günde 11 saatin üzerinde çalışan kimseler günde yalnızca 7-8 saat çalışanlara kıyasla %50 daha fazla depresyon tehdidi altındalar.

Diğer ilginç bir durum da, haftada 55 saat çalışanların daha düşük bilişsel işleve, zayıf kelime dağarcığına ve muhakeme kapasitesine sahip olduklarıdır. Yani iletişim açısından da zorluk çekiyorlar. Netice olarak, işyerinde uzun süre kalmak kişiyi fiziksel veya ruhsal açıdan yıpratıyor, aynı zamanda üretim performansını da düşürüyor. Bu da, şirketlerin, zaman zaman da olsa çalışanlarını tatile göndermeleri için yeterli bir neden…

Ya siz, bu yaz izne çıktınız mı?