Author Archives: Mark

i-Say’e hoş geldiniz!

i-say-communityHerkese merhaba!

i-Say’e hoş geldiniz! Yeni görsel tecrübe ve iletişim yaklaşımına hoş geldiniz!

i-Say, diğer üyelerle iletişiminizi devam ettirebileceğiniz, mini sondajları paylaşabileceğiniz ve diğer kişilerin hedeflerinize nasıl tepki gösterdiklerini izleyebileceğiniz bir ortamdır. Camianın üyeleri arasındaki bir dinamik interaktif iletişim söz konusudur, üyeler günümüz toplumunun – alışkanlıklardan ilgi alanlarına, ürünlerden proseslere, fikirlerden eylemlere dek – farklı yönlerine ilişkin fikirlerini ortaya koyarlar. Camia, iletişim, etkileşim ve eğlence anlamına gelmektedir!

Ama her şey değişmiyor; camiamızın üyesi olarak anketler almaya, tamamladığınız anketler için puanlar ve ödüller kazanmaya devam edeceksiniz.

Gözünüzü bizden ayırmayın! Yakında size blog sayfamızda daha ayrıntılı bilgi vereceğiz!

Eğlence başlasın!

Kişisel tecrübelerimiz, davranışlarımızı belirleyici en güçlü faktördür

07_04_14 3Arkadaşlarımızla birlikte alışverişe çıkmaya bayılırız. Bizi mutlu eden tecrübelerimizi paylaşmaktır, ama tavsiyelere ihtiyacımız olduğu hissi de olabilir… Hem bu yalnızca alışveriş için geçerli değil. Sinemaya gitmek de dostlarımızla çok sık yaptığımız şeylerdendir veya yeni bir restoranı, yeni bir jimnastik salonunu denemek…

Arkadaşlarımızla spor ve politika olaylarını tartışmayı da severiz. Bazen aynı tutumlara, görüşlere sahibizdir, bazen de tartışırız, farklı bakış açılarımızı savunuruz. Peki… tavrımızı en çok etkileyen kişi veya şey nedir?

Ipsos MORI tarafından, İskoçya Chartered Institute of Housing (CIH) için gerçekleştirilen yeni anket sırasında, İngiltere, Galler Ülkesi ve İskoçya’da, katılımcılara şu soru yöneltildi:

Duruma göre, şu faktörlerin her birinin etkisi nedir? Birleşik Krallıktan ait olduğunuz ülke, sosyal sınıf, yaş, cinsiyet, dini inan., ebeveynlerin seçimi, kişisel tecrübeler, arkadaşların görüşü, sahip olduğunuz görüşlerin bir açıklaması olabilir mi?

Katılımcılar, görüşleri üzerinde en etkili olan faktörün kişisel tecrübeler olduğunu söylediler. İskoçya’da %70 ve İngiltere – Galler Bölgesinde %59. İkinci sıradaki faktör ise, Birleşik Krallıktan ait olunan ülke: İskoçyalıların %51’i, İngiltere – Galler Bölgesindekilerin ise %35’i, bu faktörün tutumları üzerinde büyük etkisinin olduğunu söyledi.

İskoçyalıların %45’i, İngiltere – Galler Bölgesindekilerin ise %34’ü, arkadaş görüşünün çok düşük bir etkisinin olduğunu söylerken, İskoçyalıların %36’sı, İngiltere – Galler Bölgesindekilerin ise %32’si sosyal sınıfın etkisinin düşük olduğu yönünde tercih kullandılar.

Aynı şekilde, genel bakışlarında dini inancın (İskoçya %65, İngiltere ve Galler Bölgesi %70) veya cinsiyetin (İskoçya %52 ve İngiltere ve Galler Bölgesi %64) hiç etkili olmadığını belirttiler.

Ya siz? Genel görüşleriniz veya bakışlarınız üzerinde en yüksek etkisi olduğunu düşündüğünüz faktör nedir?

Daha fazla bilgi için, lütfen buraya tıklayın.

Materyalizm, Finans ve Aile üzerine Küresel Tutumlar

0325Popüler kültür, “maddeci bir dünyada yaşıyoruz” der. Bu tespite katılalım veya katılmayalım, paranın günlük yaşamlarımızdaki önemini inkâr edemeyiz. “Para güçtür”, “Vakit nakitti”, “Paranın sesi” gibi söylemlere hepimiz alışkınız… Diğer tarafta ise, “Hayatın en güzel şeyleri ücretsizdir” veya “Paranın satın alamadığı şeyler de var” denir… Netice olarak, para meselesine olduğu kadar iki farklı kavrayışa da değineceğiz. Belki de gerçek, her madalyanın iki yüzü olduğu, yadsınamaz gerçeğine dayanıyor.

İnsanların kendi bugünleri ve geleceklerine olan tutumuna dayanan, 20 ülkede İpsos tarafından yürütülen Global Attitudes on Materialism, Finances and Family anketteki, kişilerin yaşamı algılama şekillerinin para veya ailevi veya kişisel çıkarlarından ne denli etkilendiklerini ortaya koyma amacını taşırlar. Anket sonucunda, paranın gelişmekte olan ülkelerdeki insanlar için daha önemli olduğunu ortaya koymuştur. Ankete katılan kişilerin yarısından fazlası, başarılarını sahip olduklarına göre değerlendirmektedir. Bu durum, Çin (%71), Hindistan (%58) ve Türkiye (%57) gibi ülkeler için geçerlidir. Karşı kutup olarak, İsviçre’yi (%7), İspanya’yı (%15) ve İngiltere’yi (%16) görüyoruz. Bu sonuçları dikkate aldığımızda, gelişmekte olan ülkelerin başarmaya ve daha fazla para kazanmaya yönelik neden daha fazla bir baskı altında olduklarına şaşırmamak gerekir. – Çin (%68), Güney Afrika (%66), Rusya (%66) ve Hindistan (%60) –, bunlara karşı olarak şu ülkeler bulunur: İtalya (%25), İsviçre (%26) ve Japonya (%29).

Optimiz seviyesi için bakacak olursak, ankete katılanlar gelecekleri açısından daha iyimserler (“kendileri ve aileleri”) – en iyimserler Güney Afrika (%75), Brezilya (%74), İsviçre (%73) ve en az iyimserler Güney Kore (%39), Japonya (%40) ve İtalya (%47) – Ülkeleri hakkında ise – En iyimser: Hindistan (%53), Kanada (%47), Avustralya (%47), en az iyimser: Fransa (%9), İtalya (%10) ve İspanya (%12).

Dünya tüm hızıyla dönüyor. Para ile mi, insan iradesi ile mi? Bu halen daha cevaplanmamış bir soru… Yoksa insanın iradesi mi para ile idare ediliyor?

Daha fazla bilgi için.

Göç hareketleri hakkında bilmemiz gerekenler

Ipsos MORI, Unbound Philanthropy için, İngiltere’de, göçmenliğe ilişkin derinlemesine bir araştırma gerçekleştirdi (tam raporu burada bulabilirsiniz). Çalışma, göçmenlik üzerine kamu oyunun ilgisini çekecek bir kaynak şeklinde, hem komple hem de olabildiğince dengeli bir şekilde tasarlandı. İşte, bu komple çalışma ile ortaya konan başlıca fikirler:

Göçmenlik hakkındaki görüşünüz nedir? Sizce son bir kaç yılda ne ölçüde değişti ve gelecek neler getirecek?

Infografic_tr

İşyerinde Cinsiyet Eşitliği

07_02_14 2

Birkaç ay önce “Women, Power & Money” (Kadınlar, Güç ve Para) konulu araştırmadan bahsetmiştik ancak şimdi anket Ipsos Mori Almanach kapsamına alındığı için daha ayrıntılı bahsetmek ve işyerinde cinsiyet eşitliğiyle ilgili yönlerine odaklanmak istiyoruz.

Cinsiyet eşitliği 20. yüzyıl boyunca hep tartışmalı bir konu olmuştur. Eğitimde eşitlik, oy kullanma hakkı, cinsellik devrimi, feminist hareket gibi konular çok sayıda tartışmayı, hayal kırıklığını ve öfkeyi beraberinde getirmiştir ancak nihayetinde bu konular sağlam doğrulara dönüşmüştür ve günümüz toplumunda varlığını sürdürmektedir. “Kadınlar, Güç ve Para” konulu araştırmanın ortaya koyduğu gibi artık kadınlar “Cinsiyetler Savaşı” tehdidini hissetmiyorlar.

FleishmanHillard ve IpsosMediaCT öncülüğündeki araştırma Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya ve Çin olmak üzere 5 ülkede gerçekleştirilmiş ve üç kuşak kadın arasında, 21-34 yaş arası Gen Y, 35-49 yaş arası Gen X ve 50-69 yaş arası Doğurgan Kuşak arasındaki benzerlikleri ve farkları araştırmıştır.

Tüm dünyadaki Gen Y grubu kadınlar cinsiyet eşitliğine inanmaktadırlar ve “kızların, erkek çocukların yapabildiği her şeyi yapabileceklerini düşünmektedirler”. ABD’de soru yöneltilen Gen Y grubu kadınların %70’i kendilerini “akıllı” olarak tanımlamakta, bu yüzde Gen X grubu kadınlar için %63’e ve Doğurgan Kuşak kadınları için %57’ye düşmektedir. Ancak bu aynı zamanda beklentilerinin olumsuz sonuçlarına daha yüksek puan olarak yansımaktadır. Amerikalı Gen Y grubu kadınlar kendilerini “stresli” (%40) ve “tükenmiş” (%29) olarak algılama eğilimindedirler.

Kadınların erkeklerle aynı becerilere, seçeneklere ve başarılara sahip olduğuna dair inanca rağmen soru yöneltilen kadınların %80’i “Erkekler genelde kadınlardan daha yüksek ücret almaktadırlar, hatta kadınlarla aynı işi yapanlar için de bu geçerli” düşüncesini kabul etmektedir. Ayrıca, yaklaşık %50’si kadınların son zamanlarda elde ettiği kazanımların çoğu erkeğin hoşuna gitmediğini kabul etmektedirler.

Kadınların kendilerini erkeklerden daha iyi kabul ettikleri alanlar “duygusal güç” ile alakalıdır. Zor görüşmelerde çözüme ulaşmada veya düştüklerinde ayağa kalkmakta genelde erkeklerden daha iyiler. Bu duruma rağmen kadınlar erkeklerin pazarlık yapmada ve maaş artışı istemede daha başarılı olduklarını kabul ediyorlar.

Kadınlar erkeklerle aynı haklara sahip olabilir ama görünen o ki, işyerinde cinsiyet eşitliği tartışma konusu olmaya devam ediyor. Bu konuda sizin görüşleriniz neler?

 

Şu adreste daha fazla okuyabilirsiniz.

Çalışan söylentileri ve iş yeri gerçekleri

Printİnsan olarak bizlerin etrafımızdaki dünyayı önyargılı olarak algılamamız sonucunda özel hayatlarımızı, iş yerimizi ve kararlarımızı etkileyebilme eğilimimiz vardır. Bir Ipsos barometresi Avrupalıların güncel ekonomik durum ile ilgili bakış açılarını inceleyerek bunu bazı çalışan söylentileri ve iş yeri gerçekleri ile ilişkilendirdi. İnceleme, ekonomik krizin İngiliz çalışanlarının zihniyetini nasıl etkilediğini de dikkate almaktadır.

Söylentiler arasında çalışanların işlerinde gittikçe daha az motivasyona sahip olduğu, iş yerinde daha fazla mesai harcamak için sürekli artan bir baskı hissettikleri, daha az sadık, mutlu ve tatminkar oldukları bulunuyor. Gerçekler arasında, azalan alım gücü ve ücretler ve yeni bir iş bulmanın kolay olmadığı hakkında endişeli oldukları görülüyor. Bu nereden geliyor? Şöyle ki, Ekonomik Nabız (Economic Pulse) anketine göre…

Biz Avrupalıların yalnızca %20’si ülkelerimizdeki ekonomik durumun çok iyi ya da iyice olduğu düşüncesinde. Diğer anakaralara nazaran biz Avrupalılar bu konuyu en düşük seviyede değerlendiriyoruz. Ayrıca gelecek ile ilgili soru sorulduğunda, yalnızca %10’un biraz üstü ekonomimizin çok ya da birazcık daha güçleneceğine inanıyor; bu yüzden düşen ücretlerle ilgili korku çalışanlar arasında yayılıyor. Yine bu konuyu biz Avrupalılar en düşük seviyede değerlendiriyoruz. 2050 yılında dünyadaki en büyük on ekonomi hakkındaki Bir Goldman Sachs raporu Rusya’nın diğer Avrupa ülkelerini geride bırakarak 6. büyük dünya ekonomisi olacağını iddia ediyor. Raporda İngiltere 9. Almanya 10, Fransa 12. sırada.

Bu, inancımızı kaybetmemizin sebebi olabilir mi? Aslında… Avrupa ülkeleri geri sıralara düşseler de, bizim gayri safi yurtiçi hasılamız 2050 yılına kadar artmaya devam edecektir (Rusya’da bu artış inanılmaz bir şekilde %773, İngiltere’de %122 ve Fransa’da %109). Diğer Avrupa ülkelerinde de güzel artışlar olacaktır. Yani bu demek oluyor ki şu anda sağlıklı bir hayat sürüyorsak, 2050 yılına kadar Avrupa’da hayat çok daha iyi hale gelecek.

Ya siz? Eminiz ki siz biraz daha iyimsersiniz. İş yerinizde daha neşeli günler geçirmek için yaptığınız o özel küçük şeyler neler? 2013’ten beri tamamlamayı ertelediğiniz şu önemli projeyi hızlıca teslim etmek? Ev yapımı tatlılar? Su sebilinin yanında güzel bir dedikodu seansı?

* Ipsos MORI Almanac 2013 hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için

Müzik tüketme

İster radyo üzerinden, isterseniz de YouTube’da arayalım, müzik dinleme şeklimizin bizim için büyük önemi olmayabilir, fakat bu durum müzik sektörü için hayati öneme sahiptir. Bu sebeple, dijital müzik hizmetlerinin nasıl kullanıldığını anlamak için  IFPI (Uluslar arası Fotoğraf Sektörü Federasyonu) Ipsos ile birlikte bu yılın başında bir anket düzenledi .

Aşağıda sonuçların bir kısmı ile oluşturduğumuz bir infographic bulmanıza olanak sağlar ve tam rapor buradan bulunabilir.

Infographic_tr

Kişinin yanlış eğitilmesi

sportEn son ne zaman spor kıyafetlerinizi giyerek koşmaya başladınız? En son ne zaman garajdaki eski bisikletinizi alarak 30 km pedal çevirdiniz? Eski spor kulübü üyeliğinizi en son ne zaman yenilediniz?

Biliyorum ki bazılarınızın aktif bir spor yaşantısı var, fakat insanların çoğunun durağan bir yaşam sürdüğünü kabul etmemiz gerekiyor. North Carolina Üniversitesinden iki profesörün geçen sene yaptığı bir çalışmada, bedensel aktivitelerin dünya çapında düşüş gösterdiği sonucuna varmış ve bu trendin önümüzdeki yıllarda da devam edeceğini tahmin etmiştir.

Bunun yanı sıra, şu anki yaşam şeklimiz günlük aktivitelerimizin çoğunu yapmamıza engel teşkil ediyor (yürümek yerine araba sürüyoruz, standart bir iş gününde 8 saat bilgisayarın önünde bekliyoruz) Bunun aynı zamanda okul eğitimindeki bir sorun olduğunu da düşünüyorum. E.U. bölgesinde beden eğitimi ilk ve orta dereceli eğitimin tüm milli müfredatında yer almakta, ancak harcanan gerçek zaman diğer konular ile karşılaştırıldığında düşük kalmaktadır.

Beden eğitimine ayrılan asgari süre ülkeden ülkeye farklılık göstermekte olup toplam eğitim süresinin en yüksek yüzdesi yaklaşık %15’dir. Ayrıca 2006/2007 eğitim yılından bu yana bu yüzdelik değerde herhangi bir önemli değişiklik görülmemiştir. BU konunun diğer konu başlıklarından/kurslardan daha az önemli şeklinde algılandığı çok açıktır.

Zaman içinde geriye doğru gitme şansım olsa, müfredatımı değiştirir ve matematik ve fizik derslerinin yerine beden eğitimine ağırlık verirdim, umarım artık egzersiz konusunda daha displinli hareket edebilir ve bira göbeğimin birden kaybolduğunu görürüm.

Hımm, bu benim hareketsiz yaşamıma ve bu yaşamın getirdiği olumsuz etkilerine getirdiğim çözüm yolum. Sizinki nedir?

Dijital çocukluk

140872756Son yirmi yılda yetişirken hayatımızda bir yeri olan kasetler, posta yoluyla gönderilen mektuplar, eski konsollardaki video oyunları ve diğer birçok eğlenceli aktivite artık birkaç nostalji oldu. Kısa süre sonra oyunun tüm kurallarını değiştiren dijital bir çağ ile yüzleştik. Bir kısmımız bunu benimseyerek tüm avantajlarından faydalanırken diğerleri ise hala o eski günleri özlüyor.

Bu nesiller için durum mevcut alışkanlıkları ve davranışları yeni teknolojiler ile değiştirmekle alakalıydı. Birçok çalışmada bu konu ele alındı, fakat daha ilginci (en azından kendi bakış açıma göre) bu etkinin şu anda yetişmekte olan nesil üzerinde bırakacağı etkiyi analiz etmektir.

Tüm bu cihazlar ve teknolojiler bu nesli doğdukları andan itibaren kuşatmaktadır. Bu bir adaptasyon durumu değil; bu dijital yaşamı en başından itibaren yaşamaktır. Bu nesil için, çevirmeli internet bağlantısı tarih kitaplarından öğrenecekleri ya da bir laboratuarda test edecekleri bir konu. Bu bir teori değil, bu bir gerçek: 2012 Ofcom-Çocukların Medyayı Kullanma çalışmasına göre, 5-15 yaş aralığındaki kişilerin %80’i interneti evlerinden kullanıyor. Ayrıca, evlerde tablet kullanımı 2012’deki %15’lik değerden 2013’de %42’ye çıktı.

Bu çalışmadaki asıl avantaj bu nesillerin teknolojiyi daha iyi anlayacak olmaları ve yaşamlarının ilerleyen safhalarında dünya ile etkileşimlerini değiştirmede daha güçlü olacaklarıdır. Tabiki, birçok kişi çocukların tablet elinde saatlerce kanepeye bağlanması yerine dışarıda saklambaç oynaması gerektiğini düşünüyor.

Siz ne düşünüyorsunuz? Teknolojinin çocukların hayatında yer almasını destekliyor musunuz ya da çocukluk yıllarının önceki nesillerin yaptığı gibi geçmesi gerektiğini mi düşünüyorsunuz?