Author Archives: admin

Yeni Yıl, Yeni Niyetler

tw_342020543Her Yeni Yıl yeni hikâyeler, projeler ve en önemlisi de YENİ LİSTELER ile gelir. Geçen yıldaki başarılarımızın, yapma fırsatı bulamadığımız şeylerin ve yeni yıldaki hedeflerimizin listelerini yaparız. Gelecek yıldan herkesin bir beklentisi var – bazıları aşkı bulmayı, bazıları terfi olmak için yoğun çalışmayı, bazıları da düzgün bir vücuda sahip olmak için gereken her şeyi yapmak ister.

YouGov survey’e göre 2015’teki en büyük niyet kilo ve sağlık ile ilgiliydi. Kilo vermek, daha fit bir vücuda sahip olmak ve sağlıklı yiyecekler yemek görüşülen insanların %63’ü için birinci öncelik iken, arkadaşlarla ve aile ile daha fazla görüşmek %14 ve dengeli bir iş-yaşam dengesi kurmak %12’lik bir kesim için önemliydi. Bazı niyetler gerçek oldu, bazıları olmadı, ama 2016 bize tekrar deneme şansı sunacak.

İnsanlar bu umut hissine ezelden beri sahiptirler. Babilliler yeni yılın başında ödünç aldıkları eşyaları geri getireceklerine ve borçlarını ödeyeceklerine söz vermişlerdir, Romalılar ise Ocak ayına tanrı Janus’a (bu ayın koruyucusudur) adak adayarak başlamışlardır. Tabi sosyal, kültürel veya teknolojik yapıya göre niyetler zaman içinde değişebilir. Bugünlerde bazı niyetler mobil uygulamalar geliştirmekle veya yeni moda trendleri yaratmakla ilgilidir. Hiç şüphe yok ki, böyle şeyler geçmişte söz konusu olamazdı.

Doğru sebepler için, baskı veya endişe duymadan niyetlerde bulunmamız gerektiğini unutmamamız gerekiyor. Hem fiziksel hem de psikolojik olarak başarabileceğimiz hedefler belirlememiz önemlidir. Bir ay içinde Çince öğrenmeye çalışmak ne gerçekçi ne de mümkündür.

2016’daki amacınızı bulun ve sizi mutlu eden şeyleri yapmayı unutmayın! Buraya tıklayarak Disney’den ilham alabilirsiniz. Peki, 2016 için sizin niyetiniz nedir?

Tatil Filmleri

stay-at-home-blog

Tık, Tık! Eminim ki hepiniz orada kimin olduğunu biliyorsunuz! Evet, doğru bildiniz! Bu, tatil ruhu!

Kış tatilleri, geldi çattı, bu da sevdiklerinizle birlikte sıcak vakitler geçirme, sıcak çikolata içme, çok fazla yemek yeme ve tatil filmleri izleme vakti demek. Neyse ki her yıl vizyona giren yeni filmler bizlere hem görsel bir şölen yaşatıyor hem de içimizdeki çocuğu canlı tutuyor.  Bunlardan bazıları çok güzel, ancak bir kısmı… O kadar da iç açıcı değil.

Size 3 film önerimiz olacak. Filmlerimizi pek çok film içerisinden eleştirmenlerin vermiş oldukları oylara ve yapılan olumlu yorumlara dayanarak seçtik.

İşte bizim seçimlerimiz, sondan başa doğru sıraladık:

No3. Noel Gecesi Kâbusu

1982 yılında Tim Burton tarafından yazılmış bir şiirden esinlenilerek çekilen Noel Gecesi Kâbusu, Halloween Kentinde yaşayan Jack Skellington’un hikâyesini anlatır. Skellington, Christmas Kentine giden kapıyı açar ve tatilin anlamını öğrenmeye karar verir ancak her şey kontrolden çıkar. Hem büyüklere hem de çocuklara hitap eden bu filmi Cadılar Bayramı’nda da izleyebilirsiniz. Film sizi, tuhaf yaratıkların animasyon dünyasının içine çekecek ve kalbiniz büyülü Danny Elfman film müziği ile atacak.

No2. Evde Tek Başına 1

Küçük bir çocuğu evde tek başına bırakmanın ne kadar tehlikeli bir şey olduğunu herkes tahmin edebilir. Seyircinin beklentilerini iyi bilen Jon Hughes (senarist), bu nokta üzerine gider ve çocuklarından birini oldukça büyük; bir dolu abur cubur ve yetişkin filmleriyle dolu olan evlerinde unutan bir aileyi işler. Çocuğun, iki hırsızın evlerini soymayı planladıklarını fark etmesiyle eğlence başlar. 25 yıl önce çekilmiş olmasına rağmen bütün bir aileyi televizyonun karşısında birleştiren ve her seferinde kendini izlettirmeyi başaran Evde Tek Başına 1, eğlenceli olmanın çok daha ötesinde kült bir film olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.

No1. Şahane Hayat

Frank Capra’nın en iyi filmi olarak değerlendirilen Şahane Hayat, kapalı gişe yapmış bir film değildi. Ancak yetmişli yıllarda izleyicinin dikkatini çekmiş ve klasikler arasındaki yerini almıştır. Aynı yıllarda piyasadaki kopyaları da tamamen tükenmiştir. Televizyonun hızla yayılmasıyla birlikte film izleyiciyle daha çok buluşur (kış tatilleri boyunca neredeyse 24 saat boyunca yayımlanmıştır). Film, kış tatilinde çıkmaza giren ve intihar etmeyi düşünen iş adamı George Bailey’i konu alır. Ancak Bailey, Clarence isimli bir melek tarafından durdurulur. Clarence, Bailey’e eğer o doğmamış olsaydı dünyanın nasıl bir yer olabileceği ile ilgili bir görüntü izletir. Büyük bir ustalıkla yönetilmiş olan filmde oyunculuklar da şüphesiz olağanüstü. Şahane Hayat, klasikler arasında yerini almış, kesinlikle izlemeniz gereken hayat dolu bir film.

Şimdiye kadar çekilmiş pek çok tatil filmden sadece üç tanesini sizlere sunduk. Görüşleriniz bizler için çok önemli. Sizin bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

i-Say ödül kataloğuyla popüler tatil hediyelerini araştırın!

1_mon_tw

Yıllar önce aileler hediye dükkanının önünde sabırla dikilip o kusursuz Noel hediyesi için bekliyorlardı. Şimdi, e-alışverişin her yerde patladığını düşünürsek onlar için işler kolaylaştı. Rahat sandalyelerinden tıklayıp, o anda bütün hediye listesine sahip olabiliyorlar. Fakat kusursuz hediye nedir? Örneğin Fox News’e göre, Birleşik Devletler’de en popüler hediyeler Elsa olan her şey ve Taylor Swift’ten herhangi bir müzikmiş.  Bu makale‘ye göre, müşteriler Amazon.com’dan, Cinderella Kalesi’ni 855 kez aşmaya yetecek kadar Elsa oyuncağı almıştır. (bilmeyenler için, Cinderella kalesi 17 katlı bir binadan daha uzundur.) Huffington Post‘a göre Elsa, 2014’te çocuklar için en iyi hediye düşünüldüğünde Birleşik Krallık’ta da zirvedeydi.  Küçük aletler (hem yetişkinler hem çocuklar için) Noel ağacının altında gitgide daha fazla yer almaya başladı.  Toptenreviews.com  gibi inceleme sitelerine göre 2015 yılında küçük aletler ve süsler yarıştan galip çıkacaklar!  Kara Cuma kapını çalıyor, şimdi mağazalara gitmeyi seçebilir ya da hediyelerini İnternetten sipariş edebilirsin. Geçen sene Ipsos ve Google, akıllı telefon kullananların %75’inin telefonlarını tatil alışverişleri için kullanmayı planladığını keşfetti. İşletmeler sizi (tüketici) İnternetten alışveriş yapmaya alıştırmak üzerinde odaklanmaya çalışıyorlar çünkü kolaylık, alışverişi çok çekici kılan bir şey. İşletmeler sizin tasarruf yapmak istediğinizin de farkında. Ipsos ve Google’ın yaptığı aynı çalışma gösteriyor ki 2010 yılında müşteriler hediye için son kararlarını vermeden önce ortalama 5 farklı kaynağa ulaşıyorlardı. Geçen sene bu sayı 12 kaynağa yükseldi.

Bu karar sürecinden sonra bir tek şey nettir! Biraz para harcayacaksınız! Avrupa’da, tatil zamanlarında Birleşik Krallık alışverişte başı çekiyor. thisismoney.co.uk.‘e göre Avrupalıların çoğu 440 euro civarında harcıyor. Bu şımartma olayı Noel’den sonra onların çoğunu borca soktu, Romanya ve Çek Cumhuriyeti’nden sonra üçüncü sıradalar. Bu sıralamanın basamaklarına çıkmak ister misiniz? Yoksa bütün bu olayı zekice planlamak mı istersiniz?

i-Say’in, tatil hediyesi alışverişinizde size yardımcı olmasına izin verin!! http://i-say.com/GiftArea/tabid/166/Default.aspx

Fikirlerinizi paylaşın ve anketlerimize katılarak www.i-Say.com‘dan ödüllerinizi seçin!

Bir Mutluluk Hikâyesi

TW_283915598Bir zamanlar çok çok uzaklardaki bir adada yaşayan bir balıkçı vardı. Bir gün, deniz kenarında tatil yapan bir iş adamı ile tanıştı. Konuşmaya başladılar ve iş adamı, balıkçıya adada vaktini nasıl geçirdiğini sordu. Balıkçı şöyle cevap Verdi:

“Sabahları balık tutmaya gidiyorum. Sonra eve geri dönüyorum ve ailemle öyle yemeği yiyorum, çocuklarımla oynuyorum ve akşam olunca arkadaşlarımla buluşuyorum. Birlikte gülüyor, içiyor ve şarkı söylüyoruz…”

“Peki bunu her gün mü yapıyorsun?” diye sordu iş adamı.

“Evet”, dedi balıkçı.

İş adamı aldığı cevabın şaşkınlığıyla sordu:

“Peki daha fazla balık tutmaya başlasan?”

“Neden”, diye sordu balıkçı.

“O zaman balıklarını satıp modern bir tekne satın alabilirsin.”

“Ve sonra?”

“Daha da fazla balık tutabilirsin; daha fazla satış yapıp kendi işletmeni kurabilirsin.”

“Ve sonra?”

“Para kazanmaya başlarsın, bir şirket kurarsın, büyük bir şehre taşınırsın, kendine büyük bir ev satın alırsın ve işinin başında durursun.”

“Ve sonra?”

“Ondan sonra zamanını kendini mutlu etmeye ayırırsın, bir adada ev satın alırsın, dinlenirsin, çocuklarınla oynar ve arkadaşlarınla zaman geçirirsin.”

“Ama ben bunlara zaten sahibim”, dedi balıkçı. “Zaten bulunduğum yere gelmek için neden bunca zahmete katlanayım?”

Bu, iş adamının kendi hayatını sorgulamasına neden oldu. Para kazanmayı seçmekle doğru olanı mı yapmıştı? Basit bir hayat yaşamak, arkadaşlarla ve aileyle daha fazla zaman geçirmek daha iyi olmaz mıydı? İçini bir ızdırap duygusu sardı: Acaba bir gün kendini şişkin bir banka hesabı ile büyük bir evde yalnız mı bulacaktı?

Yaşlılık döneminde mutluluğun insanlar için ne anlam ifade ettiğini bulmak amacıyla Ipsos MORI tarafından Centre for Ageing Better (Daha İyi Şekilde Yaşlanma Merkezi) adına yapılan yeni bir çalışma, hareketli bir sosyal yaşama sahip olmanın iyi bir hayat için en az para ve sağlık kadar önemli olduğunu ortaya koydu. 50 ve üstü yaşlardaki insanlar, yaşlılık dönemimizin kalitesini belirleyen sağlık, maddi rahatlık ve sosyal ilişkiler unsurları arasında güçlü bir bağlantı olduğunu ortaya çıkardılar. Eğer arkadaşlarınız varsa bazı sağlık ve maddi sorunlarınız olsa bile mutlu ve anlamlı bir yaşlılık dönemi geçirebilirsiniz.

Bu nedenle, unutmayalım: Sonsuza kadar yaşamayacağız, sonsuza kadar genç de kalmayacağız. BUGÜNÜ yaşayın, yarın kazanacağınız paranın derdine düşmeyin. Peki ya siz? Hayatta sizin için en önemli şey ne?

Anketin devamını buradan okuyun: https://www.ipsos-mori.com/researchpublications/researcharchive/3666/Money-alone-does-not-lead-to-a-better-later-life.aspx

Dayanışmanın dijital halleri

solidarity-blog

Dünyamız saldırı altında. Üzerinde yaşayan bir takım insanların terör eylemleri yüzünden içten içe kendini yiyor. Cilt rengi ya da konuştuğu dil fark etmiyor, bu insanlar tarafından her gün hayata karşı suç işleniyor. Tek fark bunların hepsinin medya temsilcileri tarafından tamamen ifşa edilmemeleri, gerçek zamanlı haberdar olamamamız.

Paris saldırıya uğradığı zaman tüm Avrupa sarsıldı. Herkes korku halinde ne olduğunu anlamaya çalışıyordu, Fransa’nın başkentinde farklı yerlerde patlamalar oluyor, insanlar rehin alınıyordu.

Şehirdeki saldırıları takiben Facebook hemen kendi güvenlik kontrol web sitesini Paris’teki insanlar için devreye soktu. Dört milyondan daha fazla insanın kullandığı, tanıdıkların ve aile bireylerinin güvende olduğunu bildiren bir araç sunuyordu, firmaya göre 360 milyon civarında kullanıcı da tanıdıkların ve yakınlarının güvende olduğuna dair mesaj aldı. Ancak bu davranış,  Orta Doğu’daki bombalama ve rehin alınma durumlarına benzer yaklaşımda bulunulmaması nedeniyle eleştirildi.

Güvenlik kontrolü, kişilerin kendileri ve başkalarının güvende olduğunu belirtmelerine olanak sağlıyor. Daha önceden doğal felaketlerde kullanılmak üzere Facebook tarafından aktive edilmişti. Ancak Paris saldırısından sonra firma sadece doğal değil, bundan sonra “insan eliyle olan felaketlerde” de aktive edilmesine karar verildiğini açıkladı.

Ancak bazıları ısrarla bu fikre karşı çıkarak Facebook’u çifte standartla suçladılar çünkü daha 1 gün önce ISIS tarafında Lübnan’da gerçekleştirilen bir saldırıda aynı özellik sunulmadı. LunaPics web sitesi de insanları dünyadaki herhangi bir ülkeyi destekleme gösterisi olarak, profil resimlerini değiştirmeye çağırdı.

All Flags Profile Photo Converter” isimli site de kullanıcılarına ISIS tarafından saldırılan ülkeleri desteklerini göstermeleri için profil fotoğraflarına bu ülkelerin bayraklarını (şu ana kadar 17) ekleme imkânı sundu.

İnternet üzerinden desteğimizi, ilgimizi ve paylaşımımızı göstermemiz haricinde (evet, ISIS bağlantılı web siteleri ve sosyal medya hesapları Anonymus tarafından hacklendi), gerçek dünyada gerçek şeyler de yapılabilir. Fiziki aktiviteler ile, zarar gören yerlerin tekrar yapımına destek olup, benzeri felaketler sırasında ve sonrasında ihtiyacı olanlara sığınacakları bir çatı sağlayarak kurbanlar ve yakınlarına destek olunabilir.

Birlik olun. Bayrakları göz ardı etmeyin, ancak dijital desteğin de ötesine geçin, güçlü kalın. Gerçekten de “güvende işareti” uygulaması çok faydalı ve daha geniş kitlelerde kullanımı çok faydalı olacaktır. Dayanışma farklı şekil ve büyüklüklerde gelebilir. Size kalan orada olmak, anı yaşamak ve doğru olanı yapmak için içgüdülerinize güvenmek.

Başka ne tür destek önerileriniz olur?

Yeni GDO domatesi: Sağlıklı besin kaynağı

gm-food-blog

Teknolojinin gelişmesi ve küreselleşme bizleri temel ihtiyaçlara ulaşamama kısıtlılığından kurtardı. Günümüzde artık, yiyeceklere geniş üretim imkânlarıyla her yerde ulaşabiliyoruz. Marketlerden, süpermarketlerden hatta İnternet üzerinden sipariş verip evimizin kapısından teslim alacağımız kadar rahat ulaşım imkânımız var.

Yenecek bir adet lokmamız olup olmadığı konusundan, hangi yiyeceğin bize daha faydalı olduğu konusunu tartışır hale geldiğimiz bir Dünya’da yaşıyoruz.

Örneğin, geçtiğimiz günlerde Avrupa Birliği tarafından onaylanmış genetiği ile oynanmış organizmaların satışı ve gıda şeklinde kullanım ve tüketimi hakkındaki kanun AB Parlamentosu tarafından ezici çoğunlukla reddedildi. Bu karar hem GDO taraftarları hem de karşıtları tarafından, AB vatandaşlarının çoğunluğunun GDO’lu gıdalar hakkında olumsuz görüşlerinin söz konusu yasa önerisi ile yansıtılmaması nedeniyle alkışlarla karşılandı.

GDO’lu gıdalar hakkındaki yasalar ve yönetmelikler henüz net/mükemmel/tamamlanmış olmasa bile bilim bu konuda çalışmalarına ve buluşlarına devam ediyor. Birleşik Krallıktaki bir grup araştırmacı sağlık üzerinde olumlu etkileri olan maddeleri yüksek oranda içeren bir domates türü geliştirdiler, bu maddeler arasında flavanoller ve anthosiyaninler bulunuyor. Bu domates çeşidinin bir adedinde 50 şişe kırmızı şarabın içerdiği oranda resveratrol, 2.5 kilo tofunun içerdiği oranda genistein bulunmakta!

Bitkilerin, daha çok faydalı içerik üretecek şekilde kabiliyetlerinin olması genetik mühendisliğiyle değiştirilmiş gıdalar hakkındaki görüşünüzü değiştirir miydi? Sizce GDO’lu gıdalar yasaklanmalı mı yoksa bırakalım araştırmacılar çalışmalarına devam etsin mi?

Çocuklar ve Ebeveynlerin Yatak Saati Savaşı

kid-blogÇocuk sahibi olmak her zaman kolay bir iş değildir. Bazı özel anlar vardır ki büyüklerin süper güçlerini kullanmaları gerekir. Gece gelip de uyku saati gelip çocukların yatağa yollanmaları gereken zamanlar da bu anlardandır. Ancak sorun şu ki, eğer onlar yorgun ve uykulu değillerse nasıl uyutulacaklar? İşte bu yatak savaşlarının başladığı andır.

Netflix adına Ipsos Public Affairs tarafından 7 ülkede düzenlenen bir çalışma gösteriyor, çocukları uyutmanın hiç de kolay bir iş olmadığını gösteriyor. Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Fransa, Kanada, Avustralya, Brezilya ve Meksika’da yaşayan ebeveynlere sorulduğunda, yatağa yatırılıp uykuya dalma sürecinin ortalama 17.5 dakika olduğu görüldü. Çalışmaya katılanlar arasında 12.3 dakika ile en kısa sürede çocuklarını Fransız anne-babaların uyuttuğu izlendi. Fransızlar, aynı zamanda çocuklarının genelde aynı saatte yatağa gittiğini söylediler- haftada 5.1 gece. Meksikalı aileler (4.9), Birleşik Krallık’takiler (4.8) ve Kanada’lı aileler (4.8) sırayla Fransız aileleri takip etmekteler.

Çocukların yatış saatlerini sürekli geciktirmek için ortaya sürdükleri bahane ve yaratıcı taktikler ise işin ne kadar komik ve zor olduğunu ortaya koymakta. 10 aileden 6’sı (görüşülen ebeveynlerin %61’i) bunu onaylıyor. Araştırmaya katılan tüm ülkelerden ebeveynler, çocukların kendilerini kandırmalarına izin veriyorlar, ancak bu durum özellikle Brezilyalı ailelerde (%52) ve Amerikalı ailelerde (%49) daha sık izleniyor.

En sık kullanılan taktik ise “sadece 5 dakika daha”, bu pazarlık %42 ile ilk sırada yer alıyor. “Çoook susamışlık ya da acıkmışlık” ise %41 ile ikinci sırada yer alırken, görüşülen ebeveynlerin %33’ü çocuklarının kendilerini pohpohladığını (Seni seviyorum anne/baba), %31’i ise çocuklarının oyalanmak için salyangoz hızında hareket ettiklerini söylemekteler.

Görüşülen anne-babaların çoğunluğu ise 5 dakikalık bir televizyon seyretme izninin, yatış sürecini daha kolay hale getirdiğini söylemekteler. Çocukları yatağa yollamanın aileler tarafından bulunabilen tek ilacı bu mu? Böyle bir durumda siz ne yapıyorsunuz?

Daha fazlasını okumak için: http://ipsos-na.com/news-polls/pressrelease.aspx?id=7045

İnsanları fedakârlığa iten şey sizce nedir?

super-heart-blog

Kendimize ve hayata farklı bir gözle bakmamıza neden olacak, bize ilham veren insanlar etrafımızda her zaman var olacaklardır. Siz de insanlara söz ya da hareketlerinizle ilham olabilirsiniz. Nepal’de deprem sırasında bir yetimhaneden 55 çocuğu kurtaran ve onlara korunak yapan genci hatırlıyorsunuz. Onun bu hareketi de işte bu kategoriye – bize ilham veren hareketlere- girmektedir.

Dünyanın her köşesinde başkaları için fedakârlık yapanlar var. Gerçek, basit fedakârlıklardan bahsediyorum. Onları sıralamaya, derecelendirmeye kalkışmadan; belli bir grupla, yaşla, ya da cinsiyetle ilişkilendirmeden. Bu bazılarına haksızlık gibi gelebilir: “Ülkesi için hayatını feda eden bir askerle, çocuğu yiyebilsin diye bir portakal yemekten vazgeçen adamın durumu aynı şey değil.” diyebilirsiniz. Tamamen de haklısınız böyle düşünmekle. Evet, aynı şey değiller. Ama aynı motivasyon yakıtıyla beslenmekteler: insani duygular. Gerçek insani tutkular, hayatınız pahasına, yanan o binaya başkalarının hayatını kurtarmak üzere girmeniz için sizin içinizdeki duyguları ateşlerler. Kalbinizdeki çılgın aşk sabah herkesten 20 dakika önce kalkarak sevdiğinize kahvaltı ya da öğle yemeği için sandviç hazırlamanızı sağlar. Kendinizi başkasının yerine koymanız ve dayanışma duygusudur, kendiniz için hazırladığınız sandviçi sokakta hiç tanımadığınız, ihtiyacı olan birisine vermenizi sağlayan. Endişe ve sevgidir, en yakın hastaneye gidip kanınızı vererek başkalarının ameliyattan ya da yaralanmalardan sağ çıkmalarını sağlayan.

İnsanlar yaptıkları bu fedakârlıklar hakkında da konuşmayı pek sevmezler. Çünkü bu bazılarına kendini övme olarak gelip en basitinden size Facebook arkadaşlığından çıkarmalarına neden olabilir. Şimdi biraz farklı açıdan bakalım. SİZ ve SİZİN KENDİ fedakârlıklarınızdan bahsetmeyelim. Başkalarından bahsedelim, size etkileyen ve bir şeyler üzerinizdeki algınızı değiştiren fedakâr insanlardan. Bu herhangi biri olabilir. Bir gitar almak için para biriktiren, sonunda da bu parayı hiç tanımadığı bir çocuk için oyuncak alma amacıyla kullanan biri, ya da size yağmurlu bir gün kendi şemsiyesini verip kendi korumasız bir şekilde yağmur altında yürüyen bir meslektaş. Herhangi biri.

Sizce insanları fedakârlığa ve kahramanca davranışlara sevk eden nedir? Bu kişiler enerjilerini hangi yakıttan alıyor ve biz bu yakıtı hangi yakıt istasyonundan temin edebiliriz?

Rugby oyuncuları Dünya Kupası’na katılmak için uyruk değişikliği yapıyorlar

rugby-2-blog

Twickenham, Londra’ da geçtiğimiz cumartesi günü 2015 Rugby Dünya Kupası şampiyonu kupasını aldı. Bu sırada Yeni Zelanda’da insanlar bu durumun kutlamasını yapmaktaydı. Şimdi son derece ilginç olan bu olaya bir göz atalım.

Americas Rugby News tarafından hazırlanan bir istatistik çalışmasının sonucuna göre, oyunculardan 135 tanesi temsil ettiği ülkelerde doğmamış. Bu, turnuvaya katılan oyuncuların %20’inden fazlasına karşılık geliyor.

Dört yıl önce, önceki Dünya Kupası’nda sadece üç ülkenin – Romanya, Gürcistan, Arjantin – kendi sınırları içinde doğmamış hiçbir oyuncusu yoktu 2015 yılında ise sadece Güney Amerika temsilcisi mevcut durumunu korumayı başardı, 31 oyuncusunun hepsi yerli oyucuydu.

Turnuvaya sadece 20 ülke katılmayı başarırken, 3 yıl ülkede ikamet kuralı nedeniyle, oyuncuları ile 33 ülke temsil edilmiş oluyordu aslında. Örneğin Zimbabve, katılamayan ülkeler arasında 4 ülke ile en fazla ülkeye oyuncu veren ülke konumundaydı. Samoa ise dışarıdan en fazla oyuncu alan ülkeydi. Toplam 13 oyuncunun hepsi Yeni Zelanda doğumluydu ve anne ve babadan en az birinin Samoa’dan olma şartına göre takıma girmişlerdi.

Avrupa ülkeleri de bu değiş tokuşa katıldılar. Galler ve İskoçya’nın her birinin, 11 oyuncusu ülke sınırlarının dışındanken, İspanya ve Belçika’nın da başka ulusları temsil eden sporcuları mevcut.

Dünya’nın nasıl değiştiğine bir bakın… Küreselleşmenin günlük rutinlerimizi nasıl değiştirmekte olduğuna, uluslararası insan sayısının nasıl da hızla arttığına bir bakın… Sizce spor nasıl bir gelişme kaydedecek? İlerde Dünya Kupaları devam edecek mi, yoksa sadece kulüp bazlı yarışmalara mı tanıklık edeceğiz?

21. yüzyıl kadınının zorlukları

office-women-blog21. yüzyıl kadını, iyi bir işe, iyi bir aileye ve genel olarak tatmin edici bir hayata sahiptir. Böyle derler. Ama bu kadar basit mi? Ipsos MORI tarafından Thomson Reuters Foundation için gerçekleştirilen bir ankette, G20* ülkelerindeki kadınlara, işyerlerindeki en büyük zorlukların ne olduğu soruldu. Katılımcılar ABD ve Kanada’da 18-64 ve diğer ülkelerde 16-64 yaş aralığındaydı. Anket sonuçlarına göre, kadınların işyerlerinde karşılaştıkları en büyük üç zorluk şunlar oldu:

  • İş-yaşam dengesi

Bu, ankete katılan kadınların büyük çoğunluğu için geçerli bir konu. Birçok kadın kariyer ve aile arasında dengeyi sağlamayı zor buluyor. Yine de, genç kadınların gelecekleri hakkında yaşlılara göre daha iyimser oldukları gözlemlendi. Çoğu, çocuk sahibi olmanın kariyerlerini etkilemediği görüşünde. Bu görüş, Brezilya, Güney Afrika, Türkiye, Endonezya ve Hindistan’da ankete katılanların büyük çoğunluğu tarafından paylaşılıyor.

  • Erkeklerle eşit maaş ve aynı kariyer olanaklarına sahip olma

Küresel olarak, kadınlar, aynı işi yapan erkeklere göre daha az kazanıyor. Ve bu durum, ne tür bir işe sahip olduklarına bağlı değil. Yeni, Jennifer Lawrence örneğini ele alalım. En çok kazanan Hollywood aktrisi olmasına rağmen, erkek yıldızlar kadar kazanmıyor. Bu duruma ilişkin olarak, aktris, Lena Dunham ve Girls‘ün yapımcısı Jenny Konner’ın bülteni Lenny‘de, 13 Ekim tarihinde bir makale yayınladı.

  • İş arkadaşları tarafından taciz edilme

Ankete katılan kadınların neredeyse üçte biri, işyerinde taciz edildiğini belirtti. Bu durumun yüzdesi, ülkeden ülkeye değişirken, en fazla etkilenenlerin Türk kadınları olduğu anlaşıldı.

Belirgin zorluklara bakış, değişik kültürel çevrelere bağlı olarak değişim gösteriyor. Örneğin, Birleşik Krallık ve Fransa’da kadınlar daha çok işyerindeki eşitsizlik nedeniyle endişeliyken, Türkiye ve Hindistan’dakiler diğer konulara dikkat çekiyor.

Sizin ülkenizde karşılaştığınız zorluklar neler? 

*Not: G20 ülkeleri, Almanya, Arjantin, Avustralya, Birleşik Devletler, Birleşik Krallık, Brezilya, Çin, Endonezya, Güney Afrika, Hindistan, İtalya, Japonya, Kanada, Kore Cumhuriyeti, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan, Türkiye ve Avrupa Birliği’dir.